TEKÂSÜR SÛRESİ TEFSİRİ
ثمَُّ لَتُسْئَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النعَِّيمِ.
“Sonra da o gün, (size verilen) nimetlerden elbette sorulacaksınız.”
Âyette geçen “naîm” kelimesi bol nimet demektir. Sözlükte bolluk ve refah içinde olmak, maddî ve manevî imkânlara sahip bulunmak gibi manalara gelen “nimet” ise, insanın refaha kavuşup huzur bulduğu ve nefsin hoşlandığı hal diye tarif edilmiştir. Kur’an-ı Kerim, insana ulaşan her şeyin Allah’ın bir nimeti olduğunu ve bu nimetleri
saymanın mümkün olmadığını bildirmiştir. (1) Ancak âlimler, nimet olarak değerlendirilen şeyleri dünyevî ve uhrevî diye iki kategoride incelemişlerdir.
A- DÜNYEVÎ NİMETLER: Dünya hayatında ihtiyaç duyulan nimetlerdir. Bunlar da kendi aralarında kısımlara ayrılırlar.
1-Vehbî Nimetler: Hiçbir emek ve gayret sarf edilmeden Allah tarafından bahşedilen nimetlerdir. Bunlar da maddî ve manevî olmak üzere iki çeşittir.
a) Maddî (cismanî) Nimetler: Dünyada varlığın devamı için ihtiyaç duyulan her şeyi kapsar. Hayat, sağlık, vücut ve vücudun âzâları, bu âzâlardaki sinir sistemleri, adaleler, sindirim organları, kan dolaşımı, maddi güç ve kuvvet, hareket kabiliyeti, geçim vasıtaları ve kâinattaki su, bitkiler, hayvanlar, ekin ve meyveler, eşler, oğullar ve torunlar, giyecekler, dağlar, ırmaklar, yollar gece ve gündüz, gemilerin denizde yüzmesi ve âlemin düzenli bir şekilde devam etmesi, insanların dünya hayatında karşılaştığı sıkıntıların Allah tarafından giderilmesi, dua ve taleplerine icabet etmesi ve insanlara yaşama sevinci vermesi gibi şeylerdir. Şu âyetlerde bunların bir kısmına temas edilmiştir. (2) Peygamberimiz (s.a.v.) de dünya hayatının nimetlerini özetleyerek şöyle buyurmuşlardır.
مَنْ اصَْبَحَ مِنِكمُْ آمِناً فِى سِرْبِهِ مُعَافًى فِى جَسَدِهِ، عِنْدَهُ قوُتُ
يوَْمِهِ، فَكَأنَمََّا