Tanıdık bir diş hekimi şöyle söylemişti:
“Çocuklarda dişlerin yamuk yumuk çıkması ve hemen herkesin tel takmak mecburiyetinde kalmasının en büyük sebebi, işlenmiş gıdalardır. İnsan yaradılış itibarıyla sert gıdaları çiğnemelidir. Esmer köy ekmeğini yiyen bir çocuğun dişleri bozulmaz. Ama yumuşacık beyaz ekmek, dişleri çarpıklaştırır."
Bu durumda düşünce çarpıklığının temel sebebi, hazmı kolay olsun diye parçalanmış bilgi ve düşünceler olabilir mi acaba? Çünkü düşünce dünyamızda resmen kırıntılarla besleniyoruz.
Birileri insanların fikirlerini alıp eziyor. Sonra kuşlara yem atar gibi ufak parçaları ortalığa saçıp kenara çekiliyor. Ve yaratılış olarak varoluş gibi büyük düşüncelere maruz kalması gereken zihinler, işlenmiş fikir kırıntılarıyla beslenince düşünceler de tıpkı dişler gibi çarpıklaşıyor. Bu arada düşünceler parçalandıkça, dilde de büyük bir kelime zayiatı yaşanıyor. Dil zayıfladıkça, düşünce zafiyet geçiriyor. Ve bütün âlemi içine sığdırabilecek kapasitede yaratılmış zihinler, modern zamanların daracık dil hücrelerinde resmen tutsak hayatı yaşıyor.
İnsan bir ni'mete veya bir lezzete mazhar olduğu zaman, en evvel fikrini bozan ve insana vesvese veren, o ni'metin veya o lezzetin devam edip etmeyeceği düşüncesidir. Bu vesveseli düşünceye mahal (yer) kalmamak üzere, Kur'ân-ı Kerîm bu cümle ile onların ezvâcıyla (eşleriyle), lezâiziyle (lezzetleriyle) berâber Cennette ale'd-devam (devamlı) kalacaklarını tebşîr etmekle (müjdelemekle), o kederli düşünceden kurtarmıştır." (İşârâtü'l-İ'câz, 200)
Sinek kanadından tut, tâ semâvât kandillerine kadar öyle bir nizam var ki; akıl onun karşısında hayretinden ve istihsânından "Sübhanallah, Mâşâallah, Bârekâllah" der, secde eder. Eğer zerre miktar şerike yer bulunsa idi, müdahalesi olsa idi,
لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللّٰهُ لَفَسَدَتَا
âyet-i kerîmesinin delâletiyle, nizam bozulacaktı, sûret değişecekti, fesadın âsârı görünecekti.
Halbuki insan, müstakbelin korkusuna, mâzinin hüznüne giriftardır. Bu ikisi insanı pek ciddî düşündürür. İnsanın başını mütemâdiyen döver. İnsanı bu havf ve hüzünden kurtaracak ancak bir tek medetkâr var, o da Kur'ân-ı Azîmüşşân'dır ki, ilân eder;
اَلآَ اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَهُمْ يَحْزَنُونَ
der, beşaret verir."