"Gölgeye savaş açanlar çok iyi bilir ki ikindi güneşinin yanıltıcı ışığı altında tüm gölgeler olduğundan daha büyük ve korkutucudur." Bu büyüme, gölgenin kendi kudretinden değil; ışığın geliş açısındandır. İşte hiçbir şey olan Ağa da tam olarak böyle bir vakitte belirir. Kendi varlığıyla değil, zamanın eğik ışığıyla uzar. Toplumun korkusu arttıkça, hakikatin ışığı alçaldıkça, onun silueti taşar; meydanlara sığmaz olur. Aslında bu Ağa'nın yükselişinden ziyade toplumun çöküşüdür. Herkesin aynı taraftan baktığı ağaya, toplumu karşısına alıp bakış açısını değiştirebilmek cesaretini gösteren Musa, çokluğun değil kalbinin sesini dinlemiş; toplumun iki yüzlülüğünü gözler önüne sermiştir.Tüm bu çürümüşlüğü şiirsel bir üslupla ele alan yazar, başarılı betimlemelerle de kitabı taçlandırmıştır. Köy yaşantısı ve köyde kullanılan, özünü kaybetmemiş kelimeler sayesinde kitabın dilinin zenginliği artmış; diyaloglar ise yavanlığa düşmeden okuru metnin içinde diri tutan bir akışla ilerlemiştir.
Kübra Öner
Suzan...
Vakur, güçlü bir o kadar naif ve kırılgan bir kadının öyküsü. Yazar öyle güzel bir Suzan çizmiş ki hayran olmamak elde değil. Her yanı kadın Suzan'ın. Kadın gibi kadın. Bu yüzden kitabın adını karakterden alması oldukça yerinde olmuş başka ne olsa eksik olurdu.
Konu bakımından birçok kitapla, filmle hatta diziyle benzer olsa da üslup bakımından oldukça özgün. Yazarın sade, akıcı ve kitapla oldukça uyumlu olan naif ve sıcak üslubu sizi sarıveriyor. Bir solukta bitiriyorsunuz kitabı.
Sadece kurgudaki Hakan'ın ölüm sahnesi "Gerçekten böyle mi olurdu acaba?" diye düşünmeme neden oldu. Realist değil romantik bir yaklaşım olmuş bana göre. Hasılı kitap okunmaya değer ve oldukça başarılı. Yazarın diğer eserlerini de alıp okumayı düşünüyorum.
Öykü kitapları çok ilgimi çekmez genelde. Kitabın Türkiye Birincisi olduğunu görünce okumak istedim. Kitabı okurken yazarın henüz ikinci kitabı olması dolayısıyla ister istemez eleştirel bir tavır takınıyor insan. Anlatım bozukluğu, yazım yanlışı aramak niyetindeyken kendimi akışa kaptırıp her seferinde öykünün sonuna geldiğimi fark ettim. Yazarın üslubundaki duruluk ve akıcılıktan mı, aynı mesleği paylaşıyor olmaktan mı, aynı illere dair izler taşımaktan mı bilmiyorum fazlasıyla etkilendim.
Güvercin ve Milat en beğendiğim iki öykü oldu. Birinin güzelliği bakanlık tarafından da tescillenmiş ama diğerinin de eminim muadil bir yarışmaya katılsa aynı şansı olacaktır. İyi okumalar...
Bana "Ben ne okudum şimdi?" dedirten bir kitap. Kavramlarda değil de yazarın kavramlara bakış açısında bir yanılgı var. Bir çok yaklaşımı anlamlandıramadim. Empati sözcüğü mesela. Bizim
"Canhıraş" Bu sözcüğün anlamını tam olarak bilmesem de sesletiminden dolayı bende uyandırdığı mânâ "canıyla mücadele içinde olmak" oldu. Nitekim çok da uzak bir anlama sahip