"İnsan, içindeki üzüntüyü bir kelime bile etmeden karşısındakinin anlayabilmesini ister. Ne güzeldir, bir bakıştan bütün eksikliğini, bütün sızını gören birinin varlığı. Hepimizin düşlediği şey budur: Hislerimize, sessizliğimize bir tercüman. Daha oluşmadan yaranı fark eden, usulca yarana deva olan biri. Ama bazen, gözler kördür, yürek uzaktır. Böyle zamanlarda susmak bir dağ gibi büyür içinde. Söylemek gerek, kelimeleri serbest bırakmak, taşı taş üstüne koyar gibi. Fakat insan paylaşıp da hâlâ duyulmazsa, hâlâ anlaşılmazsa, işte orada bir eksiklik vardır. Eksik olan bir kalp midir, yoksa bir bağ mıdır, kim bilir? Ama o boşluk, insanın içinde derinleşir, yankılanır. İşte o zaman başka bir yara açılır. Anlaşılmamak, insanı yalnızlıktan da derin bir kuyunun içine atar. Ve o kuyu, bazen seni en çok sevenin sesiyle dahi dolmaz. Sadece yankılanır içimizde..."