Yazar insanların çoğunun yaşadığı hayatı bir roman olarak önümüze sürüyor. Hepimiz yarının farklı olacağını bekleyerek yaşamıyor muyuz? Yarın daha güzel olacak, mutlu olacağız, farklı şeyler göreceğiz ,şu durum çok önemli demiyor muyuz her gün....
Gitmek isteyip de zorla kaldığımız bir hayat yok mu ortada. Herkesin sürekli söylendiği ancak yaşamak zorunda kaldığı. Sahte umutların olduğu bir hayat yaşamıyor muyuz hepimiz?
Kitapta askerlerin istemeyerek kaldığı hep gideceklerinin vaad edildiği ancak gidemedikleri bir kale var. Hepsini sizin tayininizi başka yere vereceğiz diye kandırdıları bir üs.
Sürekli kuzeyden gelecek bir tehlike var hazırlıklı olmalıyız denilen bir kale var. Ancak ne bir tehlike var ne bir sorun. Her gün aynı rutin, her gün aynı tas aynı hamam.
Hayat denilen bir tencere kimi açıp bakıp gitmiş kimi bakmadan diyorlar ya. Bakmak için sırada beklemek ya da en uygun zamanı beklemekle geçiyor ömür.
Yarın daha iyi olacağım dediğimiz o yarın nerede?
Daha mutlu bir hayat beni bekliyor o yüzden yaşamalıyım dediğimiz hayat nerede?
Umduğumuz hayatı bize kimse veremez biz çabalamalıyız ancak çabamız nerede?
Bazen o kadar küçük şeyleri büyütebiliyoruz ki sırf bu hatamızdan sevdiklerimizin canını acıtıp onları kaybediyoruz, sırf bu yüzden bize yararlı olacak şeyleri zararlı sanıyoruz, imkanlarımızı gereksiz ve boş yere harcıyoruz. Ölümü "Beklemekle" ömür biter ama içini beklerken nasıl, ne ile doldurduğumuzdur önemli olan. Sonuca değil yola odaklanın sadece. İyi okumalar.