Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
Dostoyevski’nin insanları sevildikleri kadar sevmek istemezler:Onlar sadece sevmek ve kurban olmak isterler,hep daha fazla veren,hep daha azını alan olmak isterler ve karşılıklı olarak duyguları çılgınca arttırırlar,yumuşak bir oyun olarak başlayan şey adeta bir boğulma,bir inleme,bir kavga,bir ıstırap olana kadar.