Ümit Çelebican

Ümit Çelebican
@Istanbul3437
Öğretmen
Türk Dili ve Edebiyatı / Sosyal Hizmetler / İnanç Turizmi (Yüksek Lisans)
10 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
Nevruz İrtisamları
"...Toprak ananın hazan mevsiminden itibaren kendini toplamak, tazelemek için ilkyaza değin nadasa girmesi, yeniden uyanış için sessizliğe bürünmesi ve bu durgunluğun ardından önce tomurcuk, çiçek ve sonra insanoğluna, kuşlara ezcümle canlıya faydalı meyveler olarak zuhur edivermesi; tohumun en uygun boşluktan, kimi dağ kekiklerinin kayaların bağrındaki en uygun çatlaklardan başını uzatıp en büyük ateş olan güneşe “Merhaba!” diyerek seslenişi; tabiatın demir gibi, çelik gibi dinç bir hâlde “Günaydın, gözün aydın, ben yok olmadım, taptaze yeniden doğdum.” müjdesini vermesidir Nevruz... Tıpkı, düşman saldırısına maruz kalıp bu düşmandan son anda kurtulabilen Kıyan ile Nüküz’ün, hasılı birkaç Göktürk’ün, toprak anaları tarafından Ergenekon adlı yerde koca bir sonbahardan ilkbahara, dört yüz yıl saklanıp, korunup dinlendirilmesi, çoğalmaları; bazı rivayetlere göre bir bozkurt, bazılarına göre ise bir demirci olan Börteçine’nin kılavuzluğunda öz illerine yeniden 'Merhaba!' demelerinin sağlanması gibidir Nevruz... Doğanın Ergenekon’da bir nevi şekle bürünmesi, tezahür etmesidir Nevruz..."
Sayfa 12 - KDY·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Türk'ün Kıraathaneyle İmtihanı / Ümit Çelebican
Henüz üç beş yıllık olsa da yıllar, Zeliş ile Mehmet’in arasından bir ırmak gibi akıp geçmişti. Bu ırmak birlikte geçirdikleri yıllar kadar kısa değildi, üstelik oldukça genişti. Irmağın bir kenarında Zeliş diğer tarafında Mehmet kalmıştı. Aralarındaki mesafe çok uzaktı. Bir zamanların o kırmızı duvaklı genç kızı, şimdi, sabahları çorap eşleyen, akşamları çorba karıştıran bir anneydi. Mehmet ise işten artakalan zamanlarını kıraathaneye bırakmış, çocuklarının büyüyüşünü uzaktan seyreden, evdeki sessizliğe kulaklarını tıkayan bir koca, bir baba olmuştu. Bitirim Rüstem, yıllar geçse de aynı neşesiyle köy kahvesinin değişmeyen figürüydü. Mehmet’i de yanına çekerken ona “Gel, azıcık nefes alırsın oğlum.” demişti zamanında. Başta haftada bir, iki... Sonra her gün... Derken akşam yemeklerini kaçırmalar, sabahları geç uyanmalar başladı. Mehmet her sabah evden çıkarken Zeliş’in gözüne bakmamaya çalışıyordu zira orada bir sitem olduğunu biliyordu. Belki de kendi utancını Zeliş’in gözünde görmekten korkuyordu (s. 143, Oraz / Türk'ün Kıraathaneyle İmtihanı).
Sayfa 143 - Oraz bölümü·Kitabı okudu
Alıntı
Mut Sultan'ın Mutlu Ülkesi
"Mut Sultan ile Kut Hatun’un çocukları yokmuş, bu sebeple midir bilinmez, ülkelerindeki çocukları kendi çocukları gibi görürler; saraylarına çocukların gelmesi, çocuklara hediyeler almak ziyadesiyle hoşlarına gidermiş. Çocuklar mutlu oldukça onların mutluluğuna mutluluk eklenirmiş." (s. 16)
Sayfa 16 - KDY·Kitabı okudu
Türk'ün Kıraathaneyle İmtihanı
“Bak hele Kadir Ağa...” dedi Rüstem, çayının şekerini usul usul karıştırırken. “Bizim gençliğimizde bayram sabahı horoz ötmeden yola düşerdik. Benim Zeliş... Kulakları çınlasın... Bayramlarda giydiği fıstık yeşili fistanını hatırlıyorum. Dikişini bile ben diktirmiştim ta Sultanhamam Bursa Pazarı’ndan gelen kumaşla.” Kadir Ağa, başını öne eğdi. “Sırra kadem bastı kızcağız... Kocasını ölüm döşeğinde, sabileri kimsesiz bırakıp nereye neden gitti?.. Aslında Zeliş ayıp etti, olacak iş mi yaptığı?..” demek istiyordu ancak dayısı Rüstem’den çekiniyordu. Bu düşüncelerinin aksine “Senin Zeliş’in gülüşü, bayramdan da tatlıydı be Rüstem.” diyerek sözlerini tatlı tamamladı.
Sayfa 44 - KDY·Kitabı okudu
Alıntı
Cafer
Zayıf ve çelimsizdi Cafer. Kara kuru... Biri gelip elini onun omzuna atsa dokunduğu yerden kemiklerinin röntgenini çekerdi ve hatta ayaktayken bunu yapsa düşüverecek zannederdi. Yağmurlu havalarda müşteri siparişi olduğunda bakkala çakkala gitmek için hazırlansa küfrün kallavisini yemeyi göze alıp “Aman, Cafer’im, şemsiyeyi bırak istersen havaya uçarsın.” diye takılmadan edemezlerdi.
Sayfa 17 - KDY·Kitabı okudu
Reklam