Okur/Yorum
Bir Ağustos günü bir adam ortadan kayboldu. Bir tatil gününde, buharlı trenle yarım günlük mesafedeki sahile doğru yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ne kayıp başvurusu ne de gazete ilanları hiç bir işe yaramadı....
Arayanlar tarafından böyleydi..
Peki ya kaybolan için nasıldı...?
Japonların Kafka’sı olarak nitelendirilen Kobo Abe, okura bir kaybolmanın öyküsün de insan ruhunun sıkışmasını anlatıyor.
Hikaye ye kumların bolca eşlik ettiği, yaşamın içinde ki esaretin kasvetli akışkanlığını okura boğulma hissini tadımlatarak aktaran Kobo, okuruna her sayfada bir yudum su içirtiyor.
Yazarın okura kitabı yaşatıyor olması oldukça etkileyici...
Ne ilginçtir ki,sizde okurken kayboluyorsunuz ,bulunamama endişeniz ile kitap bitmeden bulunmak istiyorsunuz. Mutlaka bir yolu vardır telaşı ile kitabın bittiğini fark etmiyorsunuz bile.
Kitabı kapattığınız da ellerinizi şöyle bir silkeleme ihtiyacı gayri ihtiyari oluşuveriyor kumların döküldüğü görmek için. Ve yine ne ilginçtir ki, kendinizi ararken tutunduğunuz ümitleri kendinizi bulduğunuzda ,kendi ellerinizle bırakıyorsunuz. *Bazen kabullenip geri çekilmek ileri gitmektir.
Duygular için bu tarz kitapların antrenman olduğunu düşünüyorum o yüzden ilk sayfasından ,son sayfasına kadar okuruna da aynı duyguları yaşatma dinamizmini hiç kesmeyen kitapları çok seviyorum. İnsan okurken spor yaparmı ? Bu kitap yaptırıyor.
Gergin ve Sağlıklı bir okumaydı.