“Düzgün bir aşk romanı olmadan hiçbir yere gidemem.”
“Seni onları okumaya iten neydi?Aşk romanlarını?”
“Çünkü beni mutlu ediyor, Fark edeli çok olmadı ama uzun zamandır kaygıyla mücadele ediyormuşum, daha sorunumu anlamadan önce bile sanırım romantik kitapların her zaman mutlu sonla biteceklerine güvenebildiğimden beni asla kaygılandırmadıkları için onlara yöneliyormuşum. Hikâyede işler zorlaştığında bile her zaman yoluna giriyor. Bu güvenilirlikleri gerçekten rahatlatıcı. Ve... Sevmeyi seviyorum."
Hepsi çok mutluydu.
Ve Tanrım, ben de onlar için çok mutluydum.
Ama mutfağın ortasında, ellerim boş, yanımda kimse olmadan, yalnız duran tek kişi olduğum için kendimi birazcık...
Mutsuz hissetmekten alamıyordum.
"Ve evet, aşk romanları kurgudur; mutlu, umutlu hikâyelerdir. Ama bence genellikle gerçek hayattaki insan korkularını, umutlarını ve ilkinin bizi ikincisinin peşinden gitmekten nasıl alıkoyduğunu, aşkın bizi güvende hissettirebileceğini ve bunu değiştirmek için yeterince cesur olabileceğimizi yansıtır.”
İnsanların yanımda kalmaya değmeyeceğini düşündüğü biri olmaya alışıktım. Ve bunun kısmen benim hatam olduğunu biliyordum. Yabancılarla düzgün konuşamıyordum. Romantik davranmaktan hiç anlamıyordum. Kendimle ilgili olarak bunu kabullenmiş, kendime bunun beni rahatsız etmediğini söylemiştim.