Onun Matthias’la oynadığı gibi Matthias da onunla oynayacaktı. Ona özgürlük vaat edip sonra mahrum bırakacaktı. Ona sevgi, şefkat gösterip, küçük iyilikler yapıp sonra da onlan elinden alacaktı. Onun döktüğü her gözyaşının keyfini çıkaracak, kendi dilindeki o tatlı, yeşil çiçek kokusunun yerine onun kederinin tuzunu koyacaktı.
“Her şey yoluna girecek. Bırak da Kaz en iyi bildiği işi yapsın.”
“Çok zalim.”
“Ama etkili. Acımasız olduğu için Kaz’a kızmak, sıcak olduğu için bir sobaya kızmaktan farksız. Nasıl biri olduğunu biliyorsun.”
Kaz’ı gizlice dinlediği için kendini suçlu hissediyordu ama onu bir casusa çeviren de yine Kaz’dı. Hem bir şahini eğiteceksin hem de avlanmamasını bekleyeceksin. Olacak şey miydi bu?
Bütün insanlar bir koku taşırlardı ve o kokular türlü hikâyeler anlatırdı; bir kadının parmaklarındaki karbolik asit ya da saçındaki is kokusu, bir adamın takım elbisesindeki ıslak yün ya da gömlek yenlerindeki barut kokusu... Oysa Inej farklıydı.
Inej, yaptığı en iyi yatırımlardan biriydi. Görünmez oluşu, onu harika bir bilgi hırsızı yapıyordu. Fıçı’nın en iyisiydi. Ne var ki kendini ortamdan silebilmesi Kaz’ı rahatsız ediyordu. Kızın kokusu bile yoktu.