İslam'da tevazu (alçakgönüllülük) sahibi olmak, Kur'an ve Sünnet ile teşvik edilen, kibrin haram kılınması nedeniyle zorunlu görülen temel bir ahlaki yükümlülüktür. Allah'a ve insanlara karşı kibirlenmemek, "Rahmân'ın has kulları"nın en önemli özelliği olarak tanımlanır. Tevazu, Allah'a kul olma bilincinin bir yansımasıdır.
Tevazu ile ilgili öne çıkan hususlar şunlardır:
Kibrin Yasaklanması: Kalbinde zerre kadar kibir bulunanın cennete giremeyeceği hadisi, tevazunun önemini vurgular.
Kur'an ve Sünnet Emri: "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme" (Lokmân, 31/18) ve "Kendini beğenip övme" (Necm, 53/32) ayetleri doğrudan tevazuyu emreder.
İzâfî Tevazu: Gerçek tevazu, kibirlenmemek ve insanları küçük görmemektir. Ancak, İslam'da müminin onurunu koruması (izzet-i nefis) esas olduğundan, şahsiyeti alçaltacak aşırı tevazu onaylanmaz.
Örnek davranış: Hz. Peygamber (s.a.v.), hayatı boyunca tevazunun en güzel örneğini sergilemiştir.
Özetle, tevazu göstermek doğrudan "farz" kelimesiyle sınıflandırılmasa da, kibrin haram olması ve tevazunun Kur'an'da "Rahmân'ın kullarının vasfı" olarak emredilmesi (Furkan, 25/63), onu İslami ahlakın en temel yükümlülüklerinden biri yapar.