Bazen bir kitabı okuduğunuzda kitabın içine girip olaylara ve karaktere yön vermek isterseniz ya işte tam o durumdayım. Kitabı bitirdim ve öylece duruyorum kafamın içinden acaba böyle olsaydı nasıl olurdu diye düşünerek daha şimdiden farklı farklı sonlar yazdım. Belki de Oblomov üzerindeki hırkayı atabilseydi Oblomovluktan kurtulabilirdi.
Oblomov'un derdi alışıla geldiği gibi parasızlık değildi aksine Oblomov varlıklı bir ailenin oğluydu ve oldukça rahat bir yaşam sürüyordu. Ona tam anlamıyla rahatlık battı. Ailesi ve arkadaşları yönünden şanslıydı. Arkadaşı demişken Ştolts'a değinmenin zamanı geldi. Kitapta en sevdiğim karakter olmuş olabilir bu adam. Okurken Ştolts'un olduğu bölümleri iple çektim diyebilirim. Keşke Ştolts ve Oblomov'u daha fazla okuyabilseydik ya da daha ziyade keşke Ştolts benim de dostum olsaydı.
Şimdi gelelim bana farklı sonlar düşünmeye sevk eden Olga ve Oblomov aşkına. Oblomov'un Olga ile geçirdiği aylarda üzerindeki hırkayı atması, geçirdiği değişim takdire şayandı. Tam dedim bitiyor bu Oblomovluk kitap başka bir yere evriliyor meğersem sorun hırkada değil Oblomovluktaymış.
Kitabı aylar önce almama rağmen henüz okuyabildim. Kitaba karşı içimde bir isteksizlik vardı ama düşününce kitabı her elime alıp geri bıraktığımda onu kırıp boynunu bükük bırakmamış mıyım? Şimdi kızıyorum kendime. Kitaplığımda beni bekleyen Budala ve Karamazov Kardeşler'e de buradan selam gönderiyorum. İçimde büyük bir şevk uyandı sanırım onlara başlayacağım.
Son olarak Oblomov da unutamayacağım karakterler arasına Roskolnikov ve Martin Eden'ın yanına eklendi. Şimdi sıra dördüncüde!