Şiirimizin, türkümüzün, merhamet duygumuzun, insan olma erdemimizin en güzel öğretmenidir Veysel. “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa” özgüveninin, dönüp dolaşıp “Anılmazdı Veysel adı, o sana âşık olmasa” büyüklüğüne nasıl geldiğini biraz düşünmek gerek.
Bir şeyin boşluğunu, yokluğunu duymak için önce o
"şey" in var olması gerekir. Olmayan bir şeyin eksikliği olmaz.
Sadece şiir için değil, insan elinden çıkmış her şey için geçerli bu. Varlığını bilmiyoruz ve eksikliğini duyacağız! İlle yazan birisi olmamız da gerekmiyor bunun için. Okumuyorsak, hayatımızda kitabın iki cümlelik yeri olmamışsa, bir anlamı da olmaz, bir eksikliği de. Büyük çoğunluk nasıl yaşıyorsa öyle yaşar gideriz dünyadan: kendimize tapınarak, yaptığımıza hayran, hayatımızı biricik sanarak...
Goethe üstadımız, “Başkalarının acısını paylaşmak marifet değildir. Asıl zor olan, başkalarının başarısına sevinebilmek, başkalarının saadetine gönül dolusu katılabilmektir” buyurmuş. Arkadaşlarıma, tanışlarıma sorulsun; başkalarının başarısına, şansına benim kadar canı gönülden, benim kadar budalacasına sevinen başka birini kolay kolay gösteremeyeceklerdir. Bu bir övünme değil. Herkesin birbirine çamur attığı, çelme taktığı, birbirinin gözünü oyduğu bu dünyada buna budalalık denebilir, enayilik denebilir, haksız olunması lazım geldiği halde işin kötüsü, haklı da olunabilir.