Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve hayatın söndü, ancak bir şûle kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı..."
"Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı? Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihâyetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâlî bir insanın ne olacak hâli? Hazâin-i rahmet sâhibi Hâlık-ı Rahmânü’r-Rahîm'e, böyle bir acz ile îtimad etmek lâzımdır. O’dur herkese nokta-i istinad. O’dur her zaîfe cihet-i istimdad..."
Kaybettiğin hiçbir şey nasibin değildi çünkü nasip, sahibini şaşırmaz. Sen onu tutsan da o sende durmayacaksa gider, sen bıraksan da o sana aitse mutlaka döner. Zira bu alemde taksim edilmiş bir rızık, tayin edilmiş bir kader ve her kul için ayrılmış bir hisse vardır. Senin olmayan, bütün gayretine rağmen elinde kalmaz, senin olan ise bütün sebepler aleyhine dönse dahi seni bulur. Çünkü nasip, sebeplerin değil, doğrudan doğruya kudretin takdiridir. Öyleyse kaybettiklerin için üzülme. Senden giden, sana ait olmadığı için gitti. Sana gelecek olan ise, gecikse de noksansız gelir. Sana düşen, neticenin peşine düşmek değil, emanet bilinciyle sabır ve teslimiyet içinde beklemektir. Çünkü kader, vaktini şaşırmaz; nasip ise adresini...
Risaletü'n-Nur sair te'lifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitablardan alınmamış. Kur'andan başka me'hazı yok, Kur'andan başka üstadı yok, Kur'andan başka mercii yoktur. Te'lif olduğu vakit hiçbir kitab müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'anın feyzinden mülhemdir ve sema-i Kur'anîden ve âyâtının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.