Alexandre Dumas’ın okuduğum ikinci kitabıydı Artık yazarlar arası kıyaslama yapabilecek okuma yetkinliğine erişmiş biri olarak söyleyebilirim ki en iyi kurgu örüntüsünü yaratan yazar olarak ilk sıraya yazabilirim Dumas’ı .
Siyah Lale kitabı da tam da bu niteliği sağlamış. İlk sayfalarındaki bir detay son sayfasında bir düğümü çözebiliyor . Hırs ve azmi tanımlarken genellikle hırsı daha çok kötü azmi ise k iyi anlamda niteleriz İnsana bahşedilmiş bu iki kavram üzerinden ele alınan kitap heyecan ögesini adım adım artırmasıyla bende iz bıraktı diyebilirim . Kendi yolunda ilerlemenin , hayatta insanın yaşama amacını bir şeye bağlamasının verdiği azmi bazı insanlarda gözlemlerken bazı insanlar ise o azimli insanların koydukları hedefleri ya da yaşama amaçlarını küçümseme ya da taklit etme üzerine kurulu bir hayat düzenleri vardır . Kitabın bu anlamda kendimizle ilgili bir farkındalık kapısı aralayacağına şüphe yok .
Sevdiğim Alıntılar :
Bazen insan kendisinde çok mutluyum deme hakkını asla bulamayacak kadar çok acı çeker.
“Niyet insanın ne yapacağını gösterir.”
Felaketler insanın içindeki saflığı yok ediyordu .
“ Acı kesindir, acı çekmek bir seçim .” Son günlerde okuduğum en güzel cümle olabilir . Biz insanlar başımıza gelen her şeyin sadece kendimizin başına geliyormuş hissine kapılmaya çok meraklıyız. Cümlenin aslında özüne bakınca acının kaçınılmaz olduğu hepimizin hayatında zaman zaman baş gösterdiği tıpkı sevinç ve onun beraberinde gelen mutluluk hissi gibi çok normal olağan akışında yaşandığı bir gerçek . Sanırım insan iradesi tam olarak burada devreye giriyor . Temelde yaşanması gereken bir durumun acıdan kaçma halinden çok uzak bir anlamı var gibi Başımıza ne gelirse gelsin bizde kötü hissiyat yaratan halin içinde kalıp eylemsiz halde beklemek sanırım insanın doğasına aykırı bir durum .Her zaman mutlu olmalıyız algısı da bugünün geldiğimiz genel dünya düzenin bize yalancı bir dayatması . Tıpkı mutluluk da acıyla bütünleştiğinde anlam kazanıyor diğer tüm zıt duygular gibi . Tercih ise bize kalmış durumda … Hayatın eylemlerimizden ibaret olduğunu fark ettiğimiz de sanırım tercihimizin cevabını da vermiş olacağız …
Fakir Baykurt’un gerçekte yaşamış birinin hayatını konu aldığı biyografik tarzda yer yer kurgu ögelerinin de yer aldığı çok ama çok akıcı kitabı. İsmiyle müsemma Eşekli Kütüphaneci gerçekten de bir dönem Ürgüp Göreme civarında yaşamış ve bunu meslek olarak yapmış biri . Kitaba verilen değer geçmiş yıllarda şimdiki gibi değil . Kitabın asıl kahramanı olan Mustafa Güzelgöz Köy ve kasabalarda yaşayan insanlara dönemim elverişsiz şartlarını bir bahane olarak görmemiş eşeğiyle köy köy gezerek onları kitapla buluşturma işini edinmiş Kitap da tam olarak bu başkahramanımızın Nevşehir’de aslında köklerini arayan Yunanlı kahramanımıza kendi hayat hikayesini anlatma örgüsüyle ilerliyor . Mustafa Güzelgöz'ün yaşam hikayesini çok seveceksiniz .
Sevdiğim Alıntılar :
-Bir toplumun en büyük yerleşiminden küçük yerleşimine kadar her yerinde kitaplıklar varsa, halk kitap okuyorsa, o toplum her işine yetip artacak parayı bulabilir. Akıl uyanmayınca kafa çalışır mı? Kafa calismayinca para kazanılır mı? Aklı uyandıracak olan da kitap, kitaplık.
-Dimitrios, " Böyle ağır koşullar olduğu çok iyi! Kolayından bir kardeşliği ne yapacağız? Varsın zor olsun! Ne kadar zor olursa, kardeşliğimiz o kadar değerli olur."
-Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz.”