Mavi kanlı ellerimi açtım gökyüzüne. Dedimki tanrıya; kalbimdeki bu ölü ruhları biraz kibiri, biraz sevgisi, birazda hırsları boğdu. Ben sadece vesileydim. Suçum neydi bilmiyorum. Belki de daha mı fazla sevap işlemeliydim. Bu ölüler çok garip şeyler tanrım. Öldüklerinde bile açlardı. Hep birbirlerinin haklarını yediler. Yine de aç öldüler. Sonra dünyamı onların ölmeden önceki mavi kanlarına boyadım. Ellerimde buzdan bir mavilik vardı artık. Üzerine yıldızlar düşercesine gözlerimden, üstünü çizdiklerimin yanı sıra, bir de bem beyaz kelebekler vardı. Artık sağanak günahlar akıtırcasına bir yagudi duvarı kadar dop dolu fakat buz gibiydi kalbim. Kelebekler fısıldadılar kulağıma; zamanı ellerimizle boğduk. Bu mavi kanlı eller , kelebeklere bile acımayan yahudinin elleriymiydi artık. Tanrım ben elbette etten ve kemiktenim. Kalbim tüm bunlara haddini bildirmek üzere var yaratılan bir şahaser. Oysa kırılmamalı kalp dediğin. O olmasa ben sevginin uğruna ölenleri. Belki de sadece ölü sanacaktım. Sevginin uğrunu bilemeden bayağı bir ölü olcaktım. Hem de inançsız ve ne kötü belki de umut nedir hiç bilmeyen. Buz mavisi elleriyle kelebeklere bile kıyan bir yahudi kadar acımasız,
Kimi zaman bakire Meryem'e inanmayan bir hıristiyan halkın inançsızlığı kadar boş ruhlu sıradan bayağı bir ölü.
-Gamze Karip-