Ruhumun sarnıcında biriken bu dilsiz suyun neden bulandığını bilmiyorum; önüme serilen yolların belirsizliği mi bu, yoksa kendi ellerimle mühürleyeceğim bir kararın celladı olma korkusu mu? İçimde, henüz telaffuz edilmemiş kelimelerin ve verilmemiş hükümlerin yarattığı o ağır, tekinsiz bir boşluk var. Sanki her adımım, kendi varlığımı bir ihtimalden silip bir diğerine hapsetmek gibi. Gitmek mi daha büyük bir sürgün, yoksa olduğum yerde kalıp bu huzursuzluğun içinde çürümek mi, kestiremiyorum. Kalbim, iki uçurum arasında gerilmiş ince bir ip; rüzgar estikçe sadece ip değil, üzerindeki tüm hayatım sarsılıyor. Belki de asıl sancı, seçeceğim yolun beni götüreceği yer değil, o yola çıktıktan sonra bir daha asla bulamayacağım o eski, huzurlu benliğimdir. Kendi içimde bir gurbet inşa ediyorum ve korkarım ki bu sefer, hangi kararı verirsem vereyim, bir yanım hep o hiç gidilmemiş yolların yasını tutacak.