Aslında yalnız kalmak, kendine dönmek, iç dünyaya bakmak; zaaflarımızı fark etmeyi, zorlandığımız anları, acıyan yerlerimizi, tetiklendiğimiz noktaları görmeyi sağlar. Bunlarla karşılaşmak, yüzleşmekten kaçınmamak insanı duygusal anlamda olgunlaştırır. Bunu yalnızken yapabiliriz. Yalnız bir şey izlerken, yalnız bir şey okurken ya da yalnız çay içerken. Denizi izlerken, ufka bakarken. Kendimizi ve düşüncelerimizi anlamaya çalışırken, Bunu yapamadığımızda tetiklenmelerimizi, düştüğümüz tuzakları görmek de mümkün olmaz. Biraz yüzeyde bir hayat yaşarız. Kör noktalarımız olur. Bu kör noktalar ışığa kavuşmadığında hep böyle emaneten yaşayan, yüzeyde, farkındalığı düşük, sığ bir insan olarak yaşlanırız. Çok yazık değil mi?