“Ey Yusuf’un Rabbi, dedi,
kar aydınlığıyla yıka gözlerimi.
Ey sevinç anının ışığıyla içleri yıkayan,
arınmanın sevinciyle doldur kalbimi.
Evrenin henüz yaratıldığı, ırmakların henüz yaratıldıkları an aktığı yataklar içre aktığı o sonsuz sükut anının huzuruyla doldur içimi.
....”
Böyle başlamıyor Züleyha söze, böyle bitirmiyor da... Ama kitap boyunca büyüyen, değişen, durmaksızın kendini eleştiren bir Züleyha’yı hissederken en çok bu andaki hisleri, arayışı ve bulduğundaki teslimiyeti etkiledi beni.
Ne istediğini, kalbinin kimin ellerinde titrediğini bilen bir kadın Züleyha, ama Yusuf’una olan sevdasının, isimlerinin asla silinmeyecek bir kalemle yazılacağını adının yanında daima sevdasının olacağını bilmiyor.
Bizim de bu sevdada bildiklerimizle bilmediklerimizle bezenmiş bir kitap... İlk kelimeden son cümleye dek hevesle, merakla okuduğum muhteşem bir eserdi.