İstasyonda bir kadın durmus, gelene gecene:
-Benim Ahmed'i gördünüz mu? diyor
Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini?
Yırtık basmasinin altından kolunu çıkararak, trenin gidecegi yolun. İstanbul yolunun aksini gosteriyor:
-Bu tarafa gitmisti, diyor
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bagdad'a mi?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mi, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmussa, Ahmed'ini görsen, onada soracaksın:
-Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gordu. En alasindan cehennemi gördü...
Gözyaşının hiçbir faydası olmadigini anlamak icin, Yahudilerin Kudus'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi gunu başlarını dayayıp agladiklari taşı ziyaret ediniz:Yüzlerce yillik gozyasi, bu ağlama duvarını bir santim asindirmamistir.
ŞU KORKUNÇ üvey anne masallarını kim yazdıysa gözü çıksın emi!
Tamam kabul;gerçek hayatta kötü hatta korkunç üvey anneler var elbette. Ama kötü hatta korkunç öz anneler de var.
Yani iyi bir anne olmak, sadece öz ya da üvey olmakla alakalı değil; iyi bir anne olmak,her şeyden önce iyi bir insan olmakla alakalı...