Yunus Özdemir profil resmi
1824 okur puanı
29 Mar 2018 tarihinde katıldı.
  • Yunus Özdemir tekrar paylaştı.
    296 syf.
    İhlâs Ahlâkı ile Bütünleşen Bir Lider

    ❊ ❊ ❊

    Psikolojinin bireyin zihin yapısını, algılayış biçimini ve bakış açısını ele alarak analizler yaparak elde etmeye çalıştığı verileri bireyin tanımını yapması ve bunu biyografi sınırları dahilinde yapması “psikobiyografi” kavramını ortaya çıkarttı. Psikobiyografi ile zihin haritası çıkartıldığı gibi bir ömrün psikolojik sürecin deneyimleri de elde edilir.

    1952, Merzifon doğumlu, Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitiren Nevzat Tarhan, Kıbrıs, Bursa, Erzincan ve Çorlu’da hizmet verdi, Yüzüncü Yıl üniversitesinde emekli olup, NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesinde yönetici ve Üsküdar Üniversitesinin Rektörlüğünü yapmaktadır.

    Psikiyatri uzmanı Nevzat Tarhan, “Çağın Vicdanı” kitabıyla Bediüzzaman Said Nursi’nin psikobiyografisini incelemektedir. İki kısımdan oluşan kitap, Bediüzzaman’ın Hayatına Dair Psikobiyografik Notlar ile Bediüzzaman’ın İnsanı Tanıma Yolculuğu’dur. “Vicdanî normlar” ile toplumun ve çağın özüne ine bilmiş ilginç ve sıradışı bir kişiliğin anlaşılmasına bir nebze yardımcı olacak, bir kitap. Hayatın anlamı, din ihtiyacı, inanmanın psikolojisi, ölümden sonra yaşam var mı? gibi sorular, Nevzat Tarhan’ın tıp öğrenciliğinden başlayarak, akademik hayatının ilerleyen yıllarına kadar cevabını aradığı konular olmuştur. Her insanın zihni bir anlam ile kalbi mutmain hassasiyete sahip olanların cevaplarını aradığı bu soruları Tarhan, “Risale-i Nur” eseri ile tanışmasıyla ve her okuduğunda yeni anlamlar yakaladığını söyler.

    Her insanın hayatın bir döneminde kendine has şartlar dahilinde etkilendiği kişiler olmuştur. Tarhan, bu konuda Bediüzzaman’dan etkilenmesini bir kaç özellikle anlatır: Bediüzzaman’ın yirmisekiz yıllık sürgünde geri adım atmayan bir idealist olması, amacına ulaşmak için çözümler üreten bir realist olması, eserlerini Anadolu’da okutan bir aktivist olması, toplumun yüz yıl öncesini gören bir sosyolog olması, Hasta Risalesi ile Vesvese Risalesi gibi eserlerle sağlıkta çözüm üreten bir psikolog olması, “Büyük cihad, manevî cihaddır.” tesbitiyle materyalizme karşı ‘akıl yürütme yöntemleriyle’ savaşan bir savaşçı olması, geliştirdiği ‘müsbet hareket’ metoduyla kavga çıkarmadan amacına ilerleyen bir barışçı olması gibi özelliklerdi. Bu zengin kişiliğin tarihte yanlış anlaşılmış bir insan olması, iyiyi, doğruyu ve gerçekleri yazmak niyetinde olduğunu söyleyen Tarhan, Bediüzzaman’ı kendi penceresinden ifade etmeye çalışmaktadır.

    Kitabın birinci kısmı, Bediüzzaman’ın eğitim, sosyal hayatı, liderlik sanatı, demokratik değerleri, ihlas risalesi kitabı ve ihlas ahlâkı yorumu ile beş alt başlıkla ele almaktadır. İkinci kısım, Bediüzzaman’a göre insanın tanımı, benlik (ene) kavramı ve sonsöz ile üç başlık ele almaktadır.

    Bu kitapta Bediüzzaman’ın psikobiyografisini öğrenmek için psikoliderlik yönünü incelemek gerekir. Tarha, psikoloji bilimi çerçevesinde kalıcı motivasyon, limbik sistem, özbilinç ve özyönetim liderlik işlevinin yapısını ele almaktadır.

    Âhenk uyandıran bir liderlik ile duygu ve düşünce senkronundan bahseder. Bu yönüyle Bediüzzaman’ın değerler vizyonu oluşturması akabinde motivasyon, buna rehberlik ederek, onları dinlemesi ve ikna etmesi gibi bu süreci duygu ve düşüncenin eşit bir âhenk halinde yapabildiğini söyler. Bediüzzaman, takipçileriyle beraber farklı mizaçlara sahip kişilerle de duygusal âhenk oluşturmayı başarmıştır. Tarhan, Bediüzzaman’ın bu yönü güçlü olması sonucu onu mıknatıs kişiliğe sahip olduğunu söyler. Bu duruma göre duygu aktarımı gelişmiştir. Yanlarında olan kişilerin iyi ruh hallerinin ortaya çıkarması, korkularını gidermesi, öfkelerini yatıştırması; neşe, sevinç, esenlik, mutluluk, huzur gibi duyguları uyandırması, pozitif enerji vermesi, böylece duygusal bir iklim oluşturur.

    Tarhan, kitabında Bediüzzaman’ın “İhlas Risalesi”ni psikolojik bir rehber olma işlevi üzerinde durur. Sosyal bilinç oluşması konusunda Bediüzzaman’ın kişisel paradigmasının en önemli unsurlardan biri de ihlas kavramı hakkında ısrarla durmasıydı. Tarhana göre onu anlamak için, onun ihlâsa bakış açısını iyi anlamaktan geçer.

    Kitabın, Bediüzzaman psikobiyografisinin bakış açısı yönünü iyi anlamamız için “İhlas” kavramını ele alarak, duyuş, işleyiş ve kavrayış boyutlarını psikoloji disiplinin bilgi ve kuramları dahilinde anlatılmaktadır. Sıradan günlük işlere büyük anlamlar katması boyutu ihlas sınırlarını oluşturur. Tarhan, kitabında ihlâsın iki ayağından bahseder:

    - Birinci ayağında yaptığı işi içten, samimî, içi dışı bir, özü sözü doğru olarak yapılması.

    - İkinci ayak ise, yaptığı işin kendi egosunun dışında yüksek bir idealle ilgili olmasıdır.

    İhlas ahlâkının canlı bir örneği olan Bediüzzaman’ı ele alan Tarhan, kuvvetin hakta ve ihlâsta olduğunu söyleyerek, içtenlik ve samimiyetle yapılan bir işin yanlış dahi olsa başarıya ulaştıracağını belirtir. İhlâs ahlâkı ile sosyal birlikteliği güçlü sosyal bir bilinç oluşturmasına sebep olma koşullarını ayrıntısıyla anlatılır.

    Tarhan, kitabın son bölümlerinde Bediüzzaman’a göre insanın tanımı ve benlik (ene) kavramı hakkında bilgiler verir.
    Bediüzzaman, “manevi cihat” toplumsal muhalefete meşruiyet dairesi içerisinde mücadele rol modeli oldu. Kılıç kavramını ‘Kur'ân'ın elmas kılıcı’ tanımı ile davasının amaç ve niyetini göstermiştir.

    Nevzat Tarhan, “Çağın Vicdanı Bediüzzaman” kitabını psikoloji disiplinin bilimsel ışığında kişilik analizleri yaparak liderlik örneği olan Bediüzzaman’ın psikobiyografisini yorumlamıştır. Dönemin hayat, zihin ve teknik şartlarında sıradışı ve farklı olan bir liderlik öznesinin düşündürücü yönlerini ele almaktadır.


    Kitabın Künyesi: Nevzat Tarhan, Çağın Vicdanı Bediüzzaman, Nesil Yayınları, Mart 2012, İstanbul. 296 sayfa.

    Yunus Özdemir
  • Yunus Özdemir tekrar paylaştı.
    "Insan uğradığı bir haksızlığı bağışlarsa, Allah mutlak onun şanını yüceltir."
  • 240 syf.
    Vesikalar Işığında Tarih Okuması

    ✮ ✮ ✮

    Sosyal Bilimlerin en önemli alanlarından biri olan Tarih, geçmişin izini sürerek geleceğe rehberlik etme işlevine sahiptir. Geçmişe dair her türlü vesikayı okuma ve analiz etmek, şimdinin ve geleceğin yol haritasını çizmeye yardımcı olacaktır. Geleceğin yol haritası toplumların istikrarı için elzemdir.

    Yakınçağ bölümünde doktorasını tamamlayan, Ankara Üniversitesi, Chicago Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde Osmanlı tarihi alanında ders veren Merhum Halil İnalcık, ömrünün sonuna kadar Osmanlı Tarihi hakkında çalışmalar yaparak onlarca kitap, yüzlerce makale miras bıraktı. Yüzlerce makalelerinden on tanesinin bir araya toplanıp kitaplaştırılmasıyla “İmparatorluktan Cumhuriyete” kitabı ortaya çıktı.

    Halil İnalcık, “İmparatorluktan Cumhuriyete” kitabıyla Osmanlı tarihçiliği, toplumsal yapısı, çift-hane sistemi ile konu başlıklarıyla Osmanlıya dair bilgiler verir. Yerel araştırma konusunda 1467 ve 1519 tarihleri arasında arşiv vesikalarına göre Dibra ve Akçahisar bölgeleri hakkında bir çalışma mevcut. Osmanlı milletleri hakkında arşiv belgeleriyle bir çalışma başlığı yanında farklı bir din ve ırk olan Sefarad Yahudileri hakkında da bir başlık var. Kitabın son dört başlığı ise günümüze daha yakın konular işlenmiş. Bunlar: Modern Avrupa'nın gelişmesinde Türk etkisi, Osmanlı toplum yapısının evrimi, Avrupa ve Ortadoğu arasında Türkiye ve Hilâfet ve Atatürk İnkılabı.

    Osmanlı altı asırlık bir ömür yaşadı. Osmanlı tarihçiliği kavramının zengin bir argümana sahip. Halil İnalcık, kitabın ilk makalesinde bu konuyla ilgili Yahşi Fakih, Ahmedî, Âşıkpaşazade, Anonim Tevârih, Oruç ve Sarıca Kemal gibi tarihçilerin yazma eserlerinin konu, dönem ve diğer şartlar dahilinde etkilendikleri süreci ele almaktadır. Makale, Osmanlı da hangi tarihçi bir biriyle nasıl etkilendikleri ve argümanları nasıl olduklarını isim semalarıyla anlaşılır bir biçimde anlatılmıştır.

    Sosyal bilim akımlarının sosyal-siyasi konularda Osmanlı’ya bakış ve gözlemleri vardır ve devam etmektedir. Osmanlı toplumsal tarihine dair tipolojik yaklaşımları İnalcık, bu makalesinde bahsetmektedir. Bu konuda Osmanlıyla ilgilenen yaklaşımları İnalcık, iki gruba ayırır:

    - İlk grup: Belirli bir teorik model seçen ve bu modele göre Osmanlı ampirik tarihçilerinin bulgularını yorumlamaya çalışanlardır. Bu grup, Osmanlı toplumunun feodal üretim tarzı veya Asya tipi üretim tarzını veya patrimonyal devleti temsil edip etmediği konusundaki tartışmayı ele alır.

    - İkinci grup: Karl Marx ya da Max Weber ya da daha az sıklıkla diğer modellerde öne çıkan temaları araştırma konusu olarak ele alan ve bunları tarihsel kaynakların ışığında incelemeye çalışan tarihçilerdir. Toprak mülkiyeti ve tarımsal ilişkiler, şehir ve kır arasındaki sosyo-ekonomik entegrasyon, nüfus baskısı, fiyat devriminin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkisi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kapitalist dünya ekonomisindeki yeri gibi konularda ampirik araştırma yapmaya yönelmişlerdir.

    Bu iki temel yaklaşım çerçevesinde İnalcık, toplumsal formasyon meselesi, Balkan Tarihçiliği, Asya Tipi Üretim Tarzı, Annales Okulu ve Ampirik Araştırma başlıklarıyla Osmanlı toplum yapısı hakkında bilgiler vermektedir.

    Üçüncü makale Osmanlı kırsal toplumun sistemini temsil eden çift-hane mekanizmasıdır. Devletin toprak ve reayayı çiftlik vergi ile bir arada tutma ve yönetme sistemiydi. İnalcık, çift-hane sisteminin aile çiftliği birimi ve vergilendirme kavramları üzerindeki işlevini anlatıyor.

    1385’te Savra Muharebesiyle Arnavutluk’un Osmanlı hakimiyetine girme süreciyle sancak beyi ve kadı tayin edilmesiyle idari bir yönetimin başlaması oldu. Resmî belgeler ışığında İnalcık, bu makalesinde 1467 ve 1519 yılları arasında Dibra ve Akçahisar bölgelerindeki idari yapılanmayı inceler. Tahrir defterleri ışığında demografik verilere ulaşır.

    Kitap, Osmanlı himayesindeki gayrimüslimlerin toplumsal hayatları ve fiili hukuki durumlarını besinci ve altıncı makalelerde ele almaktadır. 1641-1651 dönemlerine ait bir Piskopos Mukataası defterine dayanarak, Rum Ortodoks Kilisesinin yetki alanı ve işlevini ele alırken, 1992 tarihli bir konferansta sunulan bir tebliğ ile Sefarad Yahudileri ile ilgili bilgiler vermektedir. Böylece kitabın, Osmanlı toplumu içindeki farklı dini inançların devlet ile olan münasebetlerinin ne olduğu, arşiv vesikalarıyla bir çalışma örneğini gösterir.

    Kitabın son dört makalesi ise Osmanlı son dönemi ve Yeni Türkiye’nin ilk dönemlerini kapsayan ve Avrupa ile olan münasebetlerini incelemektedir.

    Halil İnalcık, “İmparatorluktan Cumhuriyete” on makaleden oluşan bu kitabı, Osmanlı’da sosyal tarih hakkında arşiv çalışmaları ışığında bir okuma sunarken, Osmanlı’da gayrimüslimlerin durumları hakkında analiz yapmaktadır. Kitabın son başlıklarında ise Osmanlı’nın yerini bıraktığı yeni Türkiye hakkında değişime uğrayan siyasi, sosyal ve ekonomik meseleleri ele almaktadır.


    Kitabın Künyesi: Halil İnalcık, İmparatorluktan Cumhuriyete, Kronik Yayınları, 1. Baskı, Aralık 2018, İstanbul, 240 sayfa.

    Yunus Özdemir
  • 240 syf.
    Türk Tarih Şuurunun İmtihanı

    ✮ ✮ ✮

    Tarih, üreten ve yeni keşifler yapan insanların tarihi nasıl değiştirdiklerini her zaman yazar. Toplumların kurumsallaşmasıyla üretim ve keşifler söz konusu olduklarında ileri ve geri kalmış iki toplum meydana gelir. Uzun sürmeden bu iki toplum arasında çatışma başlar. Akabinde iç değişim ve dönüşüm ayak sesleri çıkar. Bu durum tarih boyunca devam etmektedir.

    Osmanlı tarihi alanında uzman, yüz yaşını tamamladığı 2016’ya kadar okumaları ve araştırmalarıyla yol gösteren Merhum Halil İnalcık, onlarca kitap, yüzlerce makale ile tanık olduğu Osmanlı’nın son yüzyılını ve Türkiye tarihini değerli bilgilerini miras bıraktı. Bu değeri ölçülemeyen, sarsılmaz mirasın küçük bir örneği de “Atatürk ve Demokratik Türkiye” kitabıdır.

    Merhum Halil İnalcık Hoca, ilk makalesi millet, vatan ilişkilerini varlık ile yokluk arasındaki tarihi bir dönemin yaşandığı milli mücadele dönemini anlatmaktadır. Lloyd George, Türkleri Amerikan yerlilerine benzeterek, Anadolu'yu tamamen boşaltmaları gerektiğini ilân ediyordu. Milli mücadele döneminde ki düşman tarafı olan ihtilaf devletleri ile Amerika ve Avrupa'nın zihin yapısı ve arzu ettikleri buydu. İnalcık, milli mücadele hazırlık öncesindeki Batı’nın Anadolu toprakları üzerindeki niyet ve emellerini anlatarak, Mustafa Kemal'in faaliyetlerini haklılık bir zemine oturtturmaktadır.

    Bu makalesini Atatürk ve Atatürkçülük diye iki bağlamla ele alan İnalcık, bir liderin yeni bir toplum inkılaplarını ilan etmesi ile bunun sonucunda ortaya çıkan sürecin Atatürkçülük oluşumunu anlatıyor. Milli ve seküler bir cumhuriyetin ortaya çıkmasının mimarı olan Mustafa Kemal, batının hayat felsefesini, bütün sembollerini ve değer-hükümleriyle topluma benimsetmek için bir dizi değişimlere imza atmıştı. İnalcık, İnkılapların oluşmasına zemin hazırlayan ve kaynağı olarak gördüğü 1890 ile 1914 yılları arasındaki aydınlanma cağı olduğunu söyler. II. Abdülhamid’in Batı fikrine karşı olmakla beraber, kültür ve eğitim alanlarında ki büyük atılımlar önemli temeller olmuştur. Eğitimde ve dünya görüşünde pozitif ilmi egemen kılmak, devleti halk egemenliği temeline oturtmak, toplumu sınıf kavgasından âzâde bir halk ve bütün insanları eşit görmek gibi fikirler Mustafa Kemal'in gençliğinde etkilenmiştir.

    Modernleşme, birey ve toplumun kurumsal işleyişini çağın ihtiyaçlarına uyum sürecidir, diye anlamlandıra biliriz. Kitabın üçüncü kısmı “Modernleşme Problemi”’ni 1922 Lozan Konferansına zaferle gidilmesine rağmen, Batılı devletler Türkiye’yi geri kalmış, gördükleri için müzakerelere eşit hâk varmıyordular. Modernleşme bahanesiyle eşitsizlik muamelesi Batılı devletler tarafından her zaman gösterilmiştir. Yaşanan bu trajedi, bu başlığın ilk dikkat çektiği konusuyla modernleşme probleminin birazda devletlerin politik çıkarları etkili olduğunu gösteriyor.

    İnalcık, modern devlet hakkındaki referans ettiği araştırmacıları bu başlıkla geniş bir yelpazeyle anlatır. İktisat tarihçisi Cunningham ile Weber ortak fikirleri üzerinde durur. Bu fikir çerçevesinde; Modern cemiyet yapısı, mistik ölçütlerle değil, objektif ekonomik ve sosyal ölçütlerle tayin olabileceğini ileri sürerler. Bir kaç maddeyle modern bir cemiyetin vasıf ve şartlarını şöyle sıralarlar:

    - Halkın çoğunluğunun ihtiyaçları çok çeşitli, hayat standardı ve nüfus başına gelir miktarı, okuyup yazma nispeti yüksek;

    - İş bölümü ve sosyal farklılaşma ilerlemiş olduğu gibi sosyal hareketliliği en yüksek derecede ve bunu sağlayan haberleşme, ulaştırma araçları çok gelişmiş;

    - İlme dayanan teknoloji bütün üretim kollarını kontrol ediyor, insan ve hayvan gücü yerine tabiat kuvvetlerinin istismarı gelmiş;

    - Emek karşılığı üretim nispeti yüksek, lüzumsuz emek ve servet israfı önlenmiş.

    Bu maddelerle gelişmiş modern bir cemiyet kriterleri ortaya konmuştur. Buna karşılık gelişmemiş geleneksel cemiyet kavramı ortaya çıkmıştır. Gelişmemiş geleneksel cemiyetin bu başlığa göre en göze çarpan vasfı; yüksek nüfus artışı nispetine karşı yetersiz gelir artışı ve bunun neticesinde daima fakirleşmedir.

    Kitabın altıncı kısmı İnalcık’ın verdiği “Türkiye ve Japonya’nın Siyasi Modernleşmesi” konulu konferansıdır. 1962’de New York‘ta yapılan bu ilmi konferans, Türkiye ve Japonya’nın modernleşmesinde bir kaç maddeyle birleştikleri ve ayrıldıkları noktalar ve sebepleri şöyle özetler:

    - İki toplum modernleşmeyi Batılılaşma şeklinde anlamışlardır.

    - İki toplum program ve eğitimle modernleşmeye çalışılmıştır.

    - Her iki toplumda radikal hamleleri muhafazakâr tepkiler ve gerilemeler takip etmiştir.

    - Modernleşmeler askerî teknikle başlamış, sivil ve askerî bürokrasi devlet içinde üstün duruma gelmiştir.

    - Batılılaşmada Japonlar Almanları, Türkler ise Fransızları örnek almışlardır.

    - Japonlar, modernleşmede geleneksel müesseseleri geliştirmek için yapılırken, Türkiye’de ise gelenekleri ret ederek modernleşmeyi seçmiştir.

    Bu tespitlerle İnalcık, iki toplumun modernleşme süreçlerini bu kitabında değinmiştir.

    Kitabın son başlıkları ise Türk Tarih Şuuru, Ziya Gökalp, Helenizm, Megali İdea'sı konuları işlenmiştir.

    Halil İnalcık, on başlıklı makalelerinden oluşan “Atatürk ve Demokratik Türkiye” kitabında tarih şuuru hakkında bazı kavramları anlaşılır hale getirmeye çalışan bir serencam sunar. Türk tarihinde değişim ve dönüşüm yaşanmasının zihin dünyasında ki sebepleri üzerinde duran Halil İnalcık, cumhuriyet ve beraberindeki inkılapların arka planını ve uzantısını anlatmaktadır. Modernleşme sürecinin işlevini Japon Modernleşmesiyle karşılaştırarak olumlu olumsuz sebepleri ortaya çıkartmaya çalışmaktadır. Kitabın son kısmında ise Türk tarih düşüncesi ve fikrine karşı olan Megali Idea'sı hakkında bilgi vererek tezlerini çürütmeye çalışmaktadır.


    Kitabın Künyesi: Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kronik Yayınları, 1. Baskı Kasım 2020. 240 s.


    Yunus Özdemir
  • Yunus Özdemir tekrar paylaştı.
    Ben malikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer onun izin ve rızasıyla geldin ise, merhaba, sefa geldin.
  • Yunus Özdemir tekrar paylaştı.
  • 336 syf.
    Eğitimin İnsana İnsanın Eğitime İmali

                ❃ ❃ ❃

    İnsan amaç olgusuyla zamana karşı bir yarış halinde ve kazanmanın yollarını ara. İnsan için kazanmanın manası en güçlü olma isteğidir. Bu amaç ile kullanılan araç ise eğitim olmuştur. Eğitim, güçlü toplum ve birey olma uğruna ideallerin çatıştığı bir dünyadır. Bu dünyada doğru eğitim yer altına iken idealler eğitimi ise yer üstünde savaşır.

    Leeds Üniversitesi Sosyoloji bölümünde “Türkiye'de Milli Eğitim Sistemi ve Kürt Meselesi” doktora çalışmasını tamamlayan ve öğretim görevlisi olan Adem İnce, eğitim sosyolojisi konusunda “Eğitilmiş İnsanın İmali – Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme” kitabın yazarıdır. İmal edilen insanın mahiyeti ve süreç dahilinde eğitim algısı konularını anlaşılır bir zemine oturtulmayı hedefleyen bu kitap, ilk kısmı “Eğitimin Hâl-i Pürmelali Üzerine”, üç kısımdan oluşan diğer başlıklar ise “Kapitalizm ve Homo Economicusun İmali”, “Neoliberalizm ve Performans Süjesinin İmali” ve “Öğretmen ve Okul”dur.

    Devletin birey üzerindeki etkisi ve toplumu değiştirme aygıtı: eğitim kurumu olmuştur. Adem İnce, kitabında devletin benimsediği kapitalizm ve neoliberalizm olgularını bireyin ve toplumun üzerindeki etki edebilen eğitim aygıtıyla olan ilişkisi ele alır.

    Birinci kısım on başlıkla, Karl Marx, Antonio Gramsci, Louis Althusser, Pierre Bourdieu, Ken Robinson ve John T. Gatto kişilerin kapitalizm temelli eğitim anlayışlarını ele almaktadır. Marx, toplumun altyapı – üstyapı ayırımında eğitimi üstyapı konumunda zihinsel faaliyetlerini yönlendirmede görevlendirir. Esasında kurumsal bir kapitalist düzenin kurulması hedefiyle eğitim sistemini İnce, bu başlıkla anlatmaya çalışır.

    İnce, birey merkezli bir eğitim anlayışı ortaya çıkışı, etkileri ve sürecin işleyişi hakkında kitabın ikinci kısmında ele alınmaktadır. Kitabın birinci kısmında kurumsal ve toplum merkezli bir eğitim anlayışı ele alınmıştı. Bunun zıt bir durumu olan bireysel eğitim anlayışıyla “Neoliberalizm ve Performans Süjesinin İmali” başlığı ele alınıyor.

    İnce, insan eğitimi hakkında kendisine has yeni bir düzene dikkat çeker. Neoliberal düşüncesinin dinamiklerini dönüşüme uğrayan insan hakkında ve performans süjesinin imali üzerinde ki etkilere, sonuçlara değinmektedir. Bu ana başlık çerçevesinde neoliberal yönetim anlayışında eğitimin rolü ve öğrencinin inşası konusunda Michel Foucault'u ele alır, sessizlik kültürü ile yabancılaşma meselelerinde geleneksel eğitime getirilen tenkitleriyle Paulo Freire ve öğrenci merkezli eğitim düşüncesine eleştirel yaklaşımda bulunmaktadır. Neoliberal düşüncesinin eğitim olgusunda bireyi ve toplumu inşa hareketinde fikirsel arka plan analizlerini yapmaktadır.

    Kitabın neoliberal düşüncesinin eğitim dinamiğiyle değişim ve dönüşüm maksatlarıyla ortaya çıkan sonuçları İnce, bahseder. Bunlardan Türkiye örneği üzerinden modern ulus devletin eğitime yönelik otokratik yaklaşımı bahsi ile Bernard’ın “devlet insanı” imali üzerinde bir çalışma sunar. Devlet elinin eğitim yoluyla insanı şekillendirmesi milliyetçi düşüncelerle daima etkili olmuştur. Bir tekrar ve dar sınırlara büründüğü için kalıplardan öteye geçememiştir. Bu hazin gerçeği kitabın “devlet insanı” örneğiyle anlaşılır halini güçlendirmektedir. Daha sonra Batılı eğitim paradigmasının inşa etmiş olduğu küresel hegemonyasının etki ve durumlarını analiz eder. Bu bağlamda Batı dışı toplumlarda eğitim ve kimliksizleştirme trajedisini meydana getiren Batının küresel hegemonyası gündeme getirir. Anlaşılacağı gibi üçüncü dünya ülkelerinin bağımsız bir eğitim başarısı sağlayamadığı için Batı’nın hegemonyası kaçınılmaz olmuştur.

    İnce, ikinci kısmın son meselesini ekolojik dengenin bozulmasına ayırarak eğitim ve ekoloji ilişkisini çağdaş eğitim yaklaşımını irdelemektedir.

    Kitabın son kısmı olan üçüncü kısımda ise öğretmen objenin ve okul mekânın konuları ele alınıyor. Eğitim olgusunun iki aktörü olan öğretmen ile öğrenci durum vaziyetleri irdeleniyor. Eğitim tarihi süreci içerisinde öğretmen ve öğrenci ilişkisi verimlilik ve kalite bağlamında gözle görülmeyen bir öneme sahiptir. Bu sessiz güç kendi içinde değişim ve dönüşüm dinamiklerini barındırmaktadır. Hassas gözlerin göre bileceği bu sessiz güç, yönetilmesi bu duruma göre derecelenmektedir.

    Eğitim verimliliği bağlamında öğrenci tipolojisini iyi analiz etmemiz için evvela eğitimdeki diğer önemli dinamikleri iyi idrak etmeliyiz. İnce, öğretmenliğin serencamını hocadan öğretmene olan radikal dönüşüm sürecini ele alarak, kitabın “Öğretmen ve Okul” başlığına giriş yapmaktadır. Öğretmen mesleğinin hakikat yönünü sorgulamaya çalışarak, modern eğitim pratiklerinin etkisi ve öğrencinin inşasına yönelik oynadığı rolü irdeler. Kapitalist toplum formasyonu ile eğitim mekânı arasındaki mühim ilişkiyi Ivan Illich'in “Okulsuz Toplum” eserini detaylı bir tahlille konuyu izhar etmektedir.

    Adem İnce, eğitimin hâli vaziyetini ele aldığı bu çalışmasında “Eğitilmiş İnsanın İmali” nasıllığın niçinini olanı doğru dürüst düşünmek üzerinde yöneltiyor. Eğitimin anlayış farklarını kitabın ilk kısımlarında çeşitlilik sunuyor. Kitabın orta kısımları ise toplumun eğitim halini kapitalist sistemin etkilerini ve sonuçlarını gösterirken bunun bir karşı durumu olan ve bireye daha yönelik neoliberal düşüncenin “performans süje” iddiasının imali hakkında analizlerde bulunur. Kitabın son kısmında ise eğitim olgusunun değişmeyen yapısı olan “Öğretmen ve Okul” kavramlarının felsefî bir zeminde varlık ve oluş hali hakkında sorgulayıcı fikirleri anlatır.


    Kitabın Künyesi: Adem İnce, Eğitilmiş İnsanın İmali – Günümüz Eğitim Anlayışı Üzerine Deneme, İnsan Yayınları, 1. Baskı, Aralık-2020, İstanbul.

    Yunus Özdemir.
1824 okur puanı
29 Mar 2018 tarihinde katıldı.
2021
17/52
33%
17 kitap
5,2bin sayfa
20 inceleme
6 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 4958. sırada.