Büyüyü pek çok kez gördüm. Tek bir renginin de gerçek bir sahibinin de olmadığını bilecek kadar çok gördüm hem de. Bazen bir cadının kafesinde tuttuğu küçük yaratıkların gözlerinde, bazen minicik şişelerde, bazende içten gelen bir ışıkla parlayan özel yapım kılıçlarda… Ama o ana dek gördüğüm hiçbir büyü bu ağaçlar kadar büyülü değildi.
Öyle ki usulca akan nehir bile birden ayın değil, kadının beyaz saçlarının ışığını yansıtmaya karar verdi. Ay buna hiç alınmadı. Aksine, o da kendi ışığını kadının beyaz elbisesine kondurdu ve daha önce ölümlü gözler tarafından hiç görülmemiş gümüş bir beyazlık içindeki bu kadın, hem ay hem güneş gibi göründü Ozan’ın hâlâ gören gözlerine.