Hiçbir efsanevi hikaye ve masal geliştirilebilen bir hayal gücüyle yazılmadı. Hepsi, evrenin derinliklerinde yaşanan enerji ve frekanslar ile bizlere ulaştı
Eskiden aynaya baktığımızda kendimize çok daha farklı şeyler söylerdik. O zamanlar, belki de hayatın henüz üzerimize yığmadığı yükler, henüz tam anlamıyla kavramadığımız sorumluluklar ve sınanmamış bir özgüven ile bakıyorduk kendimize. Gençlikten ya da bilinmezliğe duyduğumuz kör cesaretten gelen bir inançla “ Ben en iyisini hak ediyorum” diyorduk. Hatta çoğu zaman gerçekten hak ettiğimizi düşünüyorduk. Kendimize büyük sıfatlar yakıştırıyorduk: güçlü,zeki,özel, fark yaratacak biri… Sanki her şey kendiliğinden yolunda gidecekmiş gibi.