Otobiyografik bir eser..
Hassas, duygulu ve çekingen minik Tolstoy’la tanıştım...
Rus edebiyatının devlerinden olan bu adamın çocukluğunu kendi ağızından okumak, okuru olarak daha da yaklaştırdı beni kendisine..
Tanrıların ellerini iyi bilirdi, o ellerin nasıl egemenlik kurduklarına ve ne büyük bir ustalıkla can yakabildiklerine tanık olmuştu.
Sadece nefret hissediyordu beyaz diş. Nefretle varlığını somutlaştırıp devamlılığı sağlayabiliyorudu. Ta ki sevgi dolu bir insan tanrıyla tanışana dek.”
İnsan yaşamını bir Kurt’un gözünden okumak... Kesinlikle farklılıkların ötesine geçip benzerlikleri farkettiğim bir eser.
Yüksek bilinç seviyesiyle okunduğu zaman müthiş farkındalıklar kazandıran, aynı zamanda okuyucuyu metaforlara da doyuran bir kitap..
En son ortaokulda sadeleştirilmiş halini okumuştum. O zamanlar Düşük bilinçle kavrayamadığım yerlerin altını bugün yüksek farkındalıklarla doya doya çizdim 24 yaşımda..
Klasik romanların çok dışında, büyülü gerçekçilik denilen akımı işleyerek türküler, ağıtlar, cinler, periler eşliğinde okuduğum ilk masalsı romandı. Fazlasıyla bizdendi.
Çok sevdim, çok çok sevdim ve bu kış köpek karı yağsın istiyorum...
Argümanlar, öncüller, evrendeki hassas ayarlar...
okuyunca bilmediğimiz ne çok şey var dedim.
Bir atesit’in cevap bulamadığı soruların cevaplarını kolaylıkla bulabileceği bir kitap diye düşünüyorum.
Enis Doko’nun Din felsefesi derslerini büyük bir hevesle dinlemiştim, bazı konuların kafamda şekillenmesinde büyük payı olmuştu...
Analitik felsefeciler iyi ki var..