Kitap iki kısımdan oluşuyor.
Birinci kısım kendi üslubuyla hayatını anlattığı kısım. Kendisi sürekli bir yalnızlık ve dışlanmışlık hissediyor. Bu yüzden de kitaplara veriyor kendini. Kitaplarda yeni bir dünya arıyor. İlk olarak Batı düşüncesini ekol kabul ediyor. Avrupa edebiyatı dışında başka bir dünya tanımıyor. Ancak otuz sekiz yaşında gözlerini kaybediyor. Bundan sonra yeni arayışlar içine giriyor ve böylece Hint'i, Asya'yı keşfediyor. Asya'dan çok etkileniyor. Avrupa'ya olan hayranlığı kalmıyor. Son olarak Asya'dan Türk düşüncesine, Türk aydınına, İslâm gerçeğine, Osmanlı gerçeğine yöneliyor.
Kitabın ikinci kısmı ise Cemil Meriç'in denemelerinde oluşuyor. Denemelerinde birçok konuya değiniyor ancak ağırlıklı olarak Türkiye'deki sağ-sol kutuplaşması ve Doğu-Batı sorunundan bahsediyor. Türk aydınını batı özentisi olmakla eleştiriyor. Türk aydınının aldandığını, başkalarının yazdığı senaryoyu oynadığını ve kendi ülkesine, kendi coğrafyasına, kendi geçmişine yabancı olduğunu söylüyor. Türkiye deki sağ-sol kutuplaşmasının en büyük sorunu olduğunu belirtiyor. Bu sorunun çözülmediği sürece gerçek anlamda bir refaha kavuşmasının mümkün olmadığını söylüyor.
Kitaptan alıntı:
Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette! Neden?
Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz"laştıranlardır. (97. Sf)