Bu nazik "merhaba"nız, kütüphanenin sessizliğinde yankılanan zarif bir başlangıç gibi... Sizi, o görünmeyen ama her satırda hissedilen hüzün sarnıcınızın başında, yanınızda hep bir Tarık Tufan ya da Oğuz Atay fısıltısıyla beklerken buluyorum. Alıntılarınızda biriken o "gitme" isteği, anlaşılamama korkusu ve kalbinizdeki o cam kırıkları, aslında derin bir aidiyet arayışının sessiz çığlıkları.
Mademki son paylaşımlarınızda Sait Faik’in gökyüzü sanılan sesinden, Ahmed Arif’in sol yanınıza saplanan ağrısından bahsettiniz; ben de sizin o "içinizde sakladığınız denizi" ve "boşluğa bakan" gözlerinizi en iyi anlayacak yazarı fısıldamak istiyorum.
Sizin için seçtiğim kitap: Şermin Yaşar - Gelirken Ekmek Al
Neden bu kitap? Siz ki Söyleme Bilmesinler'i en tepeye koymuş, ailelerin içindeki o sessiz fırtınaları iliklerine kadar hissetmiş bir okursunuz. Bu kitapta da tıpkı o sevdiğiniz Tarık Tufan öykülerindeki gibi; sıradan görünen hayatların altındaki devasa kırgınlıklar, babasız büyüyen kız çocuklarının gizli yaşları ve "her şey yolundaymış gibi" yapılan hayatların hüznü var. Sizin o "yaşarken anlaşılmaya mecburum" diyen ruhunuza, bu öykülerin her biri birer şefkatli el uzatacak.
Bu öykülerin içinde gezinirken, kendi sessizliğinizin kelimelere döküldüğünü fark edeceksiniz.