Güzeldir. Çocukluk. Her şey sadedir. Olduğu gibidir. Mecazlar, kinayeler, imalar henüz yürürlüğe girmemiştir. Uykular dinlendirici, düşüşler iyileştirici, oyunlar rüya gibidir…
Hayata kaskatı bir zihinle bakınca akışta asılı duran hiçbir duyguyla karşılaşamıyor insan. Aşık olamıyor, iki lafı bir araya getiremiyor, krizlerini yönetemiyor, hayır diyemiyor, hayırlısı olsun diyemiyor, öfkesini yastıkların içine basıyor, saklıyor, sonra hayatının bir yerinde o öfkeler patlayıp kas tüyleri gibi etrafa dağlıyor, konmadığı yer, incitmediği insan kalmıyor. Oysa insan bir terazi alsa eline her duyguyu az az tartsa, tatsa, yaşasa, vurur dendiğinde öldürmese, en ufak dudak bükük de boş vermese…
Gerçi kadere en sağlam çakılmış çivi evliliktir, kaçama insan, alnına yazılanı görmezden gelemez, silemez, düzeltemez; kaderinde o durağa yaklaşınca 'müsait bir yerde inebilir miyim' demek varsa, orada durmayı, orada göğe bakmayı, orada nefes almayı da bilmesi gerek.