Neden hayata dalgın bakan gözleri hemen tanırlar da en zayıf yerinden vururlar onu? Neden kendilerinin içindeki kokuya bakmaya cesaret edemezler de başka bir kuyunun bir avuç suyunu bulandırırlar?
Ne zaman bir yere alışmaya başlasam oradan gitme vakti geliyor. Misafirlikte birbiriyle son vakit kaynaşan, oynaşan, cıvıllaşan çocuklar gibi… Her alışmanın damakta bıraktığı uyarım tat gibi…
Gittiğinden beri önümde bir yokuş, bir yok oluş. Çıkmaya çalıştıkça solumu kesen bir dağ yamacı. Hayatta türlü türlü dağ biçmişler ya insana. Unutma dağı, kaybolma dağı, alışma dağı, sızlanma dağı…