Mihriban

Bazı karakterler susarak, bazıları kaçıp giderek baş etmeye çalışıyordu hayatla ama hiçbiri gerçekten kurtulamıyordu gibi hissettirdi.En sevdiğim şey de kitabın böyle sakin sakin ilerleyip bi anda tek bi cümleyle insanın içine oturması oldu.“Hafıza şeytanın ta kendisidir.” kısmını okuduğumda baya durup düşündüm mesela Öyle aşırı olaylı bi kitap değil belki ama verdiği his çok başka. Bazı cümlelerde durup tekrar okudum resmen. Kitabı bitirince sanki uzun bi yolculuktan dönmüş gibi oldum
Bazı kitaplar ilk sayfadan itibaren huzursuz hissettiriyor… Sakın Yalan Söyleme tam olarak öyleydi benim için. Her bölümde “tamam artık çözdüm” dedim, sonraki sayfada yeniden şüpheye düştüm. Kimin doğru söylediğini anlamaya çalışırken insan kendi sezgilerinden bile emin olamıyor. Gerilim dozu hiç düşmedi ama beni en çok etkileyen şey son sayfalardaki o ters köşe oldu. Bitirdiğimde birkaç dakika kapağa bakıp olanları düşünmem gerekti gerçekten. Freida McFadden’ın en sevdiğim yanı da bu oldu sanırım; okuru sürekli diken üstünde tutup son anda bütün parçaları yerine oturtması.
Bu bir aşk hikayesi değil. Bu, gerçeğin sessizlikte saklandığı bir hikâye. Ve bazen en tehlikeli olan… hiç konuşmayandır. Herkes bir hikâye gördü. Ama kimse gerçeği duymadı. Çünkü o… hiç konuşmadı.
Okudukça şunu hissettim: Adalet dediğimiz şey kırılgan bir hayal gibi… ve onu ayakta tutanlar çoğu zaman en yalnız kalanlar. Bir hikâye değil bu; gücün, korkunun ve direnişin iç içe geçtiği bir gerçeklik… sayfalar ilerledikçe insan kendi sessizliğini sorguluyor. Bu kitabı bitirdiğimde elimde bir hikâye değil, içimde büyüyen bir farkındalık kaldı… bazı gerçekler var, görmezden gelmek mümkün ama unutmak değil. Demir Ökçe bana şunu düşündürdü: Gücün el değiştirmediği bir dünyada, umut hep en sessiz yerden büyüyor… ve bazen en çok susturulanlar, gerçeği en net görenler oluyor.
Görünmez olmak bir güç mü… yoksa yavaş yavaş yok olmak mı? Bazı insanlar görünmez değildir, sadece kimse gerçekten bakmaz. Görünmezlik bazen bir kaçış gibi başlar, ama sonunda insanın kendinden bile saklanmasına dönüşür. İnsan, görülmeden ne kadar “var” olabilir? Bedenini saklayabilirsin… peki ya vicdanını? Görünmez olmak, insanı özgür mü kılar yoksa tamamen yalnız mı? Görünmezdi… ama en çok da kendi içinde kayboldu.