İnsanın kendisi hakkındaki bütün gerçekleri bilmesinin iyi bir şey olduğuna ilişkin yaygın kabul gören bir görüş var. Hiç katılmıyorum, iyi bir şey değil, insanın kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerekmiyor; öğrenmesi halinde hayatının dengesinin bozulacağı, kişiyi dağıtıp bir daha kendine getirmeyecek gerçekleri bilmemesi çok daha iyi.
O zamanki hocalar bunu yaparlardı, öğrencileriyle okul dışında da görüşürlerdi, küçük gruplar halinde evlerine çağırırlardı, öğrencilerini önemserlerdi, değer verirlerdi, gelecekleriyle ilgilenirlerdi.
Şimdikiler gibi -ben de kısmen dahil ver dersini git;
derste öğrencilerine elli yıl önce yapılmış araştırmaları, otuz yıl önce yayımlanmış istatistikleri, sonuç sayfaları yazılmamış, eksik gedik raporları kakala;
okuma listesi vermesen de olur;
dersin güncel olmasa da olur;
sen kendin Türkçe dışında bir dilde yazılmış tek bir kitap okumamış olsan da olur;
kırk yılda bir adım bile ileri gitmemiş olsan da olur;
geri gitmiş olsan bile olur;
maksat kapıda hoca yazsın;
biat et yeter;
kabul et yeter;
sus, otur, bakma, duyma, her şey yağmalanırken gözlerini kapat yeter;
para karşılığı rapor yaz yeter;
senin görevin her türden kalın adamların paraya çok benzeyen sesi olmak, bu sana yeter;
değildiler.
O zamanlar öğrencilerine bir harf öğretmek için çırpınan hocalar alay konusu olmazlardı
Aslında hepimiz birbirimiz gibiyiz.
Yaşadığımız bu acımasız zaman ve zeminde herkes kendini nasıl hissediyorsa biz de öyle hissediyoruz. Yalnızız, çağı anlamaya çalışmaktan vazgeçtik, hayattan aşırı yorgunuz ve depresyonun kucağında oturuyoruz.