Kitaplardan eski insanların hayatlarını imrenerek öğrenmekteyiz. Onların ne kadar Allah’a aşık olduğunu, Allah’a olan aşklarından bütün ömürlerini ibadet etmekle tükettiklerini görüyoruz.
—“ Eski insanlardan, gidip Beytullahın, avlusuna kapanıp senelerce hiç çıkmayıp vefat edinceye kadar ibadetle meşgul olanlar vardır. Beytullah’tan çıkmaya korkarlardı. Şayet çıkar da dışarıda emr-i Hak vakî olup da vefat edersem halim nasıl olur, diye endişe ederlerdi. Hep Beytullah’ta kalırlar gıdalarını da sadece zemzem suyu içerek ve biraz hurma yiyerek temin ederlerdi. Ne ekmek ne de bir başka yiyeceği iltifat etmezlerdi. Vefat edene kadar
Ya şimdi? İnsan bir hayr işe başladığında bir an önce bitirip dünyaya dönmekten başka bir şey düşünmez. kıldığımız namazda bile dünyayla meşgul olmaktan belki on şehri dolaşır, beki yirmi yeri gezer. Nasıl namaz kıldığımızın farkında olmayız.
Kıldığımız namaz da bile Kimin huzurunda olduğumuzun kiminle konuştuğumuzun ibadet ettiğimizin şuurundan mahrumuz ki; [Ancak sana ibadet ederiz.”] (fâtiha) 4 Ayet-i Kerim’ derken söylediğimizden haberimiz olmaz.” Allah Cümlemizi Fazl Keremiyle kabul ederse inşallah istifede etmek ümidi olabilir.
Hal böyle iken nasıl Allah’ın razı olması beklenebilir. Böyle bir ibadet nasıl rızayı ilâhî’yi kazanmaya vesile olabilir? Zor çok zor. İnsanın işi çok zordur. İnsanı ancak Allah’ın rahmeti, fazlı, keremi, ve ihsanı kurtarabilir…. İnşallah
Geçici olan şu dünya hayatında insan kârını bilmeli, çevresine hep ibret nazarıyla bakmalıdır. Âhiret menfaatini aramalıdır.