Neval El Seddavi’nin Sıfır Noktasındaki Kadın kitabını okurken mideme taş gibi oturan duygularla yüzleştim. Her satırı boğazıma düğüm oldu, içimde yıllardır susturulan öfke dile geldi. Bu kitap bir kurgu değil; kadınlığın, ezilmişliğin, yok sayılmanın acı gerçeği.
Firdevs’in yaşadıkları sadece onun değil, hepimizin yarası. Erkek egemenliğinin kutsanıp kadın bedeninin bir hiç sayıldığı bir dünyada, susmayan bir kadının sesini okumak... Tarifsizdi. Sanki sayfaların arasında değil, bir kadının gözlerinin içine baka baka onunla konuşuyordum. Onunla ağladım, onunla sustum, onunla bağırmak istedim: "Yeter artık!"
Bu kitapta erkeklerden tiksindim. Tiksindim çünkü Firdevs’e yapılanlar, onun hayatına çöken karanlıklar, ne yazık ki hâlâ başka isimlerle başka bedenlerde yaşanıyor. Kitap boyunca sürekli “Bu kadar da olmaz” dedim, sonra durdum, düşündüm: Oluyor. Hâlâ oluyor.
Firdevs, sistemin içinden geçtiği tüm pisliklere rağmen, kendi sığındığı köşede bile haykırmayı bilen bir kadın. Onun cesareti bana hem umut verdi hem içimde bir şeyleri yıktı geçti. Artık bazı şeyleri eskisi gibi düşünemem.
Kitap bitti ama içimde kalanlar bitmedi. İçim burkuldu, darmadağın oldum ama iyi ki okudum. Çünkü bu kitap bir tokat gibi… Uyandırıyor, sarsıyor, düşündürüyor. Ve en önemlisi: Konuşmaktan korkan kadınlara ses oluyor.
Ben bu kitaba sadece 10/10 vermiyorum,
yüreğimi de bırakıyorum sayfalarına…
Yaşamak dediğimiz şey, avuç içi kadar daracık bir yerde yaşlanıncaya kadar dönüp dolaşmak mı demek? Başka hiçbir şey yok mu? Dünya bu kadar mı? Yoksa başka türlü hayat mümkün mü?