"Söz etmemek elinde değildi, Dorian. Bütün hayatın boyunca yaptığın her şeyi bana anlatacaksın."
"Evet, Harry, bence de doğru bu. Sana anlatmadan edemiyorum. Benim üzerinde tuhaf bir etkin var. Bir gün bir cinayet bile işlesem gelip sana itiraf ederim. Sen beni anlarsın."
Çünkü bir insanı etkilemek demek, o insana kendi ruhunu vermek demektir. Etkilenen kişi kendi doğal düşünceleriyle düşünemez ya da kendi doğal tutkularının ateşiyle yanamaz. Erdemleri kendisine gerçekmiş gibi gelmez. Günahları -günah diye bir şey varsa- ödünç günahlardır. Bir başkasının müziğinin yankısı haline, kendisi için yazılmamış bir rolü oynayan aktör haline gelir. Hayatın amacı kendini geliştirmektir. İnsanın kendi doğasını eksiksiz biçimde geliştirmesi... hepimiz işte bunun için buradayız. Bugünlerde insanlar kendi kendilerinden korkuyorlar. Görevlerin en büyüğünü unuttular, bir insanın kendine karşı görevini. Elbette yardım etmeyi seviyorlar. Yoksulları doyurup dilencileri giydiriyorlar. Ama kendi ruhları aç ve açıkta. Bizim soyumuzda cesaret diye bir şey kalmadı. Belki de hiçbir zaman olmamıştı. Ahlakın temelinde toplum korkusu, dinin temelinde Tanrı korkusu yatıyor ve bizi bu iki korku yönlendiriyor.
Beni sevdiğini biliyorum. Tabii ben onu korkunç pohpohluyorum. Ona söylediğim için daha sonra pişman olacağım şeyleri söylemekten büyük bir zevk alıyorum. Kendimi ele veriyorum. Genelde bana karşı davranışlar öylesine tatlı ki, onunla ikimiz kol kola kulüpten eve yürüyoruz ya da atölyede oturup binerce şey konuşuyoruz. Yine de ara sıra pervasızlaşıyor, neredeyse bana eziyet çektirmekten zevk alıyor. O zaman, Harry, tuhaf bir duyguya kapılıyorum, sanki bütün ruhumu birine teslim etmişim ve o kişi, paltosuna iliştirdiği bir çiçek gözüyle bakıyor ruhuma, kendini beğenmişlik duygusunu okşayan bir süs, bir yaz günü süsü gözüyle.