Kitaba başlamadan önce yazarın 73. baskı için yazdığı önsöz ü okudum. şöyle demiş:
"... benim tepkim, her şeyden önce bugün en çok satan kitap konumundaki kitabımı, kendi açımdan bir başarı olarak değil, daha çok, çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak gördüğümü söylemekten ibarettir; eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir."
Olaya bu şekilde yaklaşması, bana samimi gelmişti. Uzun zamandır merak ettiğim kitabı bitirdiğimde ise, bunun yersiz bir merak olmadığını anladım. Birçok konuda farklı bir pencere açmıştı düşünce dünyamda. Özellikle "acı" ya dair olan düşüncelerinde hak vermemek elde değildi. Eğer yeterince hayatımızın sorumluluğunu üstlenmişsek, acıdan öyle anlamlar çıkartabiliyorduk ki, bu beni şaşırttı bir hayli. Kitabın ilk kısmında toplama kampında yaşadıklarına yer veren yazarın bazı anılarında derin düşüncelere daldım. Duygularım yoğunlaşmıştı o satırlarda. Ardından öncüsü olduğu logoterapinin esaslarına değinen Frankl, çok faydalı bilgilerle ve tecrübelerle donatmış kitabını. Hayatınızın anlamını bulmak için değil de, kendinizin farkına varmanız için çok değerli bir eser olduğunu düşünüyorum. Mesele üstlenmek. Başkalarını sorumlu tutmak değil. Kendi hayatımızın iplerini eline alıp, son derece emin bir şekilde üstlenme cesareti gösterebilmek mühim olan.