Burası dünyanın görünmeyen yüzü. Dünyadan koparılmış, kuşatılmış, yalnız şehir. Biz ise yalnız Müslümanlarız... Biz acıların insanıyız, biz Gazzeli'yiz. Buradayız, hep buradaydık ve hep burada kalacağız. Ya şehadettir varacağımız menzil, ya da özgürlük...
Dini olmayanın dini nefsidir. Nefis ise hep bencilliği ve kotülüğü emreder. Kötülük dünyayı çirkinleştirir, ahireti de kaybetirir. Yani var olmamız hiçbir amaca ulaşamadan, sadece yiyip, içmek, eğlenip gezmek ile nihayete erer ve ahirette çetin sorgular başlar, dayanılmaz bir azap bizi yakalar...
Çünkü dünyaya geliş amacımız ahirete azık toplamaktır Azık ise Allah'ın emrettikleridir. İtaat ise sorgulamadan 'tamam Ya Rabbi' demektir. Bir öğrencinin, öğretmeninin davranışlarını cehaleti ile sorgulaması ne kadar yanlış karşılanıyorsa, yaratılmış olan insanın Yaradan Rabbinin emirlerini sorgulaması da o kadar yanlış ve edepsizliktir!
Seni yediren içiren, sana nefes bahşeden, türlü nimetleri senin için var eden Allah, seni dünyaya sadece bunları kullan diye göndermiş olamaz. Karşılığında beklediği bir minnet ve teşekkür vardır. O da Kur'an-ı Kerimi açıp okumak ve uygulamaktır.
Ağaçlara, bulutlara, gökyüzü ne bakarak düşünmek. Sadece düşünmek. Tefekkür yani.
"Bir saat tefekkür, bir yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır." (Suyuti, câmiu's- sağir) diyor Peygamber Efendimiz (sav).