Eğer geri dönmeye ve içindeki ışığa kendimi atma cesaretim olursa, o mağaranın girişine yanıtı bulacağım.
Ama henüz değil!
Korkuyorum. Hayattan veya ölümden veya hiçlikten değil, hiç var olmamış gibi o ışığı harcamış olmaktan korkuyorum. Ve o açıklığın arasından süzülürken, beni mağaranı ağzına doğru güçlü dalga hareketleriyle ittiren çevremdeki o baskıyı hissediyorum.
O açıklık öylesine küçük ki! Arasından geçemem!
Zeka bir insanın sahip olacağı en büyük lütüflardan biri… Ama ne yazık ki, bilgi arayisi sevgi arayışını kapıdışarı ediyor. Bu da benim son zamanlarda keşfettiğim şeylerden biri. Size şunu hipotez olarak sunuyorum; sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun olan zeka, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar. Ve benmerkezci bir amaca odaklanan ve insan ilişkilerini dışlayan bir beynin, sadece şiddete ve acıya neden olacağını da eklemek istiyorum.
Duygusal anlamda herkesten ve her şeyden kopmuş gibiydim. Aslında -aradığım şeyi bulabileceğim en son yer olmakla birlikte- o karanlık sokaklarda gerçekten aramakta olduğum şey, zihinsel özgürlüğünden fedakarlık etmeden duygusal olarak insanlarla yeniden bütünleşmenin bir yolunu bulmaktı. Benim büyümem gerek. Bu benim için her şey demek…
“ Kendim olmadığım duygusuna engel olamıyorum. Ben onun yerini gasp etmişim ve beni fırından nasıl attılarsa, ben de onu kendi yerimden atmışım gibi geliyor bana. Söylemek istediğim şu; Charlie Gordon geçmişte yaşıyor ve geçmiş bir gerçek… Eskisini yıkmadan bir arsanın üzerine yeni bir bina dikemezsin ve o eski Charlie‘de bir türlü yıkılmıyor. Var olmaya devam ediyor.