Anladığım kadarıyla, özellikle Türkiye'de benim gibi küçük yaşlarda bilime ilgi duyan insanların kendi içinde yaşadıkları en büyük çelişki, bilimsel ifadelerin ne anlama geldiğini çok fazla düşünmeden Kralın Yeni Usu'na (Roger Penrose'un kitabına atıfla) iman etmek oldu. Ben de bu dönemdeki pek çok çocuk gibi Roger Penrose'un açtığı o 'fare deliğinden' çok küçük yaşlarda girmiştim. Girdiğim bu delikte, daha 10 yaşımda yememem gereken bir mantarı yediğim için artık doğaya karşı bakış açım sarsılmaz bir şekilde belirlenmiş (determinist) bir yapıya erişmişti.
Peki, bu gerçekten kötü mü? Konumuza gelecek olursak, sadece kötü değil, bir felaket.
Çünkü fiziksel ifadeleri gerçekten biliyor muyuz? Onları birer bilgi olarak tükettik mi, yoksa sadece inanıyor muyuz? Küçükken benim için daha açık olan şeyler okudukça değişti. Bilimsel bilgiler sadece bilinen şeyler olmaktan çıktı ve birer inanç hâline geldi.
Zamanla bu, farklı düşüncelere savaş açmaya sebep oldu. Fiziksel dünyamı sorgulayan herkese savaş açtım. Çünkü "inançlar giremez" yazan modern akademi, kendi inanç sistemim olmuştu. Buradan sonrası, natüralizmin ne kadar güçlü bir inanç olduğunu anlamamla açılmaya başladı.
Şimdi size soruyorum:
Bilimi sadece biliyor musunuz?
Yoksa
Bilime inanıyor musunuz?