Kübra Deniz

Kübra Deniz
@Kubra_dnz
Okul öncesi
Malatya
94 okur puanı
Haziran 2021 tarihinde katıldı
Gençlik ve İman
Gençlik, ağacın dalında duran bir yaprak gibidir bir gün o yaprağın dalından kopup ta bir nehre düştüğünü düşünürsek nehir onun üzerine suyunu bırakır ve yaprak nehre yapışarak yol almaya başlar. Nehir onu nereye götürürse yaprak o tarafa gider işte o yaprağın oradan kurtulması zordur. İşte gençlik de o yaprağa benzer nehir onu sürükleyip durur, ta ki sonu belli olmayan bir yere... Ama o farkında bile değildir. Genç bir insan da kişilik sorunları olabilir. O kişilik sorunu bir genç insanın kendi benliğini bulamamasıdır. O'nu kişiliğini bulması konusunda ebeveynler iyi bir rehber olmalıdır. O rehberlik ise çocuğa verilmiş olan ahlak ve terbiyenin iyi bir şekilde işlenmesidir. Çocuğum kendi yeteneklerini kullanması yönünde iyi bir rehberlik yapılmalıdır yâda o yeteneklerin var olduğunu hissetirilmesi gerekir. Eğer, bu iyi bir şekilde yapılırsa o çocuğun kendine güveni de artar ve gençliğinde ki kişilik sorunlarını kolay bir şekilde atlatılır. Fakat günümüze bakarsak evebeynlerin çocuklarına kendi malıymış gibi davranması ya da cahil bir şekilde çocuklarını yetiştirmesi toplumun yapı taşı olan gençlerin davranış bozukluğunu ortaya çıkarması gibi olaylarda bire bir etken oluyorlar. Çocuğuna malıymış gibi davranan bir aileye bakılırsa, aile hiçbir zaman o gencin sözlerini yâda davranışlarını dikkate almaz her zaman kendi istek ve doğrultuları yönünde o genci yönlendirmeye çalışırlar. Onun sözlerini ya da fikirlerini hiçe sayarak o genci rencide ederler, bu da genç üzerinde psikoloji bozukluklara sebep olur ve toplumsal sorunlar yavaş yavaş ortaya çıkar.
Kübra Deniz
Bu şekilde yetişen bir gencin ruhunda derin bir boşluk vardır sallana bir sal gibidir bir o tarafa bir bu tarafa bir şey arar ama ne aradığını anlayamaz. Sürekli sorgular içerisinde ama cevap alamaz, bir şeyler ister ama ne istediğini anlamaz, bir ortama girdiği zaman veya bir grup arkadaşla tanıştığı zaman, o kişinin davranışına, görünümüne özenti duyar o kişi gibi davranmaya çalışır, eğer o kişi tehlikeli işe artık o gencin düşüncelerini kendi bilinçaltına yerleştirir. Hep bunlar özenti duymakla olur. Bunun sebebi de kendi benliğini bulamamasıdır veya kendi karakterinin oturmamasindan kaynaklanır. İşte bu karaktere sahip olan gençlerin içinde sürekli bir boşluk vardır. Bu boşluk da ancak maneviyata kapanır. Bunu açacak olursak; Allah (c.c.) insanı yarattığı zaman ona bir tapma duygusu vermiştir. Bu tapma duygusu iman duygusudur yani inanç duygusudur, bu inanç duygusunu yani iman duygusunu yaşamamış yâda bir takım vesilelerle bulamamış gençler yukarda ki saydığımız olumsuz etkenleri yaşar. Oysa imanda ki sevgi ortaya çıktığı zaman o sevgi o gencin içindeki boşluğunu öyle doldurur ki genç insanlığa adeta kendini uyanmış gibi hisseder o iman sevgisi ise o gencin yoğurur. Yoğurdukça o genç benliğini bulmaya başlar. Bu imanda da samimi olmaya başlarsa kolay kolay kimseye özenti duymaz kimsenin o tehlikeli düşünce yapısına girmez, tam bir manasıyla kendisi olur. Artık, şu şunu yapıyormuş bende yapayım demez şu bunu şöyle istemiş bende öyle o yolda hareket edeyim demez. O imanda ki sevgi onu yönlendirir onu sallanmaktan kurtarır onu sabitlemeye başlar ve git gide cevresindekilere ışık saçmaya başlar. Eğer bu imanda ki sevgiyi bulamazsa üzerindeki kişilik ve benlik sorunları bu şekilde devam ederse etraftan birçok zararlı heva ve heves girmeye başlar. Nefis ve şeytanda bu yerde hiçbir zaman boş durmaz, onu uçuruma sürükleyecek çok etken bulur ve kullanır.
Puan vermedi
Aşıklar Delidir ya da Yazı Yura , Ayfer Tunç Üç ayrı bölümden oluşan romanın iki karakteri var, Umut ve Sanem. Yazı bölümü 1-3-5 şeklinde ilerleyip Umut'un dilinden anlatılıyor. Annesinden gelen genetik bir hastalığı vardır ve bu hastalık ölümüne sebep olacaktır. Tedavi için gittiği New York'ta yolları Sanem'le kesişecek ve bizde aralarındaki o derin, samimi, gerçek aşkı okuyacağız. Tura bölümü 2-4-6 olarak devam ediyor ve Sanem'in hikâyesi başlıyor. Sanem'in çocukluğu zor. Sorunlu bir ailesi var ve Sanem ömrü boyunca ailesi tarafından sevildiğini hiç hissetmiyor. ' Çocukluk insanın anavatanıdır.' Varlığı hiç olan, bir parça sevgi kırıntısına muhtaç olan bir çocuğun yaşamı, yetişkinliği ne kadar iyi olabilir? Kitabın yaklaşık ilk 100 sayfasını okumakta zorlandım. O acı, hastalık hâli beni çok etkiledi. Fakat sayfalar ilerledikçe kurgu öyle içine çekiyor ki insanı elimden bırakamadım. Tura bölümünü Yazı'ya göre daha detaylı buldum. Kitabın genel havası melankolik, dramatik. Doğru zamanda okunması gerektiğini düşünüyorum. Ayfer Tunç ile tanışma kitabımdı, çok sevdim. Kitapla kalın.
Âşıklar Delidir ya da Yazı TuraAyfer Tunç · Can Yayınları · 20254,012 okunma
1000Kitap Kullanıcısı isimli okura yanıt verildi
Kübra Deniz
Sağolun teşekkür ederim 😊
Anlatırsın. Hep anlatırsın. Anlatma ihtiyacındasın. Anlatılmayandan ötürü. Dilini tutamazsın. Döküverirsin her ne varsa. Dilde kemik de yok. Kulağı duyan da çok. Unutmamak için sen de anlat.
1000Kitap Kullanıcısı isimli okura yanıt verildi
Kübra Deniz
Anlatmak için anlatmalı insan. Dışarıya aktarmalı içinde ne varsa tutamadığı ne varsa anlatmalı.
İnsanlara karşı strateji geliştirme dersi 3. Offf ne diyorduk burada? Ne deyip de yumruğu masaya vurup sonra nereye gidiyorduk? 😔😳😒😀
1000Kitap Kullanıcısı isimli okura yanıt verildi
Kübra Deniz
Evet bu, risk almak insanı güçlendirir.😅
...OKUDUĞUMUZ KADARIZ
Kitap okumak neden önemlidir? Bu soruya verilecek o kadar cevap var ki, dilerseniz okumanın önemi, toplumsal ve sosyal faydalarını bu konumuz içerisinde anlatarak sorumuza da cevap vermiş olalım. İnsanlara kuru kuruya kitap okuyun demek kolay bir cümle olduğu kadar cazibesi de yoktur. Neden mi? Çünkü insanlara verdiğimiz bu kitap okuma nasihatinde kâr-zarar dengesini anlatmıyoruz, okumanın muhatabımıza ne kazandıracağından bahsetmiyoruz. En önemlisi, okumaya nereden başlayacağını söyleyemiyoruz. Kişinin fıtratı ne ise o konulara meyilli olacağını ve o tür kitapları tavsiye etmiyoruz. Geliniz okumanın insana neler katabileceğini maddeler halinde sıralayalım. Okuyan insan yıllarca okunmuş, araştırılmış belki de uğrunda ömür harcanmış bir konuyu, 2-3 günde okuyarak bilgilendiği gerçeğinin farkında değildir. Bunun manası şudur. Ruhunuz 2-3 günde birkaç sene birden olgunlaşıyor, bilgileniyor. Okuyan insan olayların hakikatini anlar ve bilir, okumayan insan ise bizim uymaca akıllı dediğimiz kim ne derse ona inanan bir tıp olarak karşımıza çıkar. Okuyan insanın kelimelere hâkimiyeti fazladır, düşünce ufku geniş olduğu için diğer insanlardan daha geniş düşünür ve olayları inceden görüp fıkh etme yeteneği artar. Okuyan insanın kelime dağarcığı geniş olduğu için zengin kelimelerle konuşur, hikmetli ve etkileyici bir hitabete sahip olur. İnsanlarla olan beşeri diyalogu güçlü olup, kendini daha rahat ifade edebildiği için imrenilen birisi olur.
Kübra Deniz
Boş zamanlarımızı nasıl geçirdiğimiz sorulsa birçoğumuzun cevabı televizyon izlemek olacaktır. Oysa televizyondan istifade edilen programlar olmakla birlikte %80 zamanı boşa harcayan, dizi furyalarıyla doludur. Hepimiz toplum içinde etkin olmak ister, sosyal kişilere imrenir keşke onun gibi olabilsem deriz. Oysa kitap okuma alışkanlığımız olsa bizim de ondan altta kalır bir etkinliğimiz olmayacaktı. Peki, biz ne yaptık, aklımızı, beynimizi, zekâmızı okuyarak, araştırarak geliştireceğimize dizi filmler, arkası yarın kuşakları, sinema, televizyon müptelası olduk. Sonra da şikayet eder olduk.