Hayat, bir yankılar sahnesidir. Ne verirsek, o döner bize. Bu söz; yalnızca bir öğüt değil, insanın ruhuna nakşedilmiş kadim bir gerçektir. Lütufkâr olmak; sadece cömertçe vermek değil, gönülden vermek, beklentisiz iyilikte bulunmak, merhameti eksik etmemek ve varlığımızı başkasının varlığına değer katmakla anlam kazanır.
Bu dünyada her ruh bir yolcudur. Kimi sert esen rüzgârlarla savrulur, kimi bir tebessümle hayata tutunur. Sen, bir gönüle dokunduğunda, belki de karanlık bir geceye güneş olursun. Lütufkâr olmak, işte bu ışığı taşımaktır.
Her yapılan iyilik, evrenin adalet terazisinde yerini bulur. Belki anında değil, ama mutlaka hak ettiği vakitte karşılık bulur. İyiliklerin yankısı bazen sessiz olur, ama derindir. Sen gönülden bir güzellik sunduğunda, hayat sana hiç beklemediğin bir anda lütufla döner.
İyiliği küçük görme; bir damla su, kurumuş bir toprağı diriltebilir. Küçük bir tebessüm, bir ömrün yorgunluğunu silebilir. Lütufkâr olmak, Allah’ın kullarına ikramıdır. Sen de bu ikramın eli ol ki, Rabbin ikramına mazhar olasın.
> *"İyiliği gizli yap, kalpten yap, karşılık bekleme. Çünkü lütuf, en çok gizliden beslenir. Sen lütufkâr oldukça, hayat da sana lütufkâr davranır."*