Melisa Volkan

Melisa Volkan
@Labne
10 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Akmayan göz yaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.
Reklam
Çocukluk ve yaşlılık birbirine benzer. Her iki durumda da, değişik nedenlerle, insan oldukça savunmasız olur; hâlâ –ya da artık– etkin yaşantının bir parçası değildir, bu da korunmasını, açık bir duyarlılıkla yaşaması anlamına gelir. Bedenimizin çevresinde ruhsal bir zırh oluşması erginliğin önemde başarılır. Bu zırh bu dönemde oluşur ve ergin yaşam boyunca kalınlaşır. Gelişimi biraz da incininkine benzer, yara ne denli büyük ve derinse, çevresinde oluşan zırh da o kadar güçlü olur. Ama sonra zamanla, çok uzun süre giyilen bir giysi gibi en çok kullanılan yerlerinden yıpranır, dikişleri atar ve ani bir hareket sonucu yırtılır. Başlangıçta hiçbir şey fark etmezsin, zırhının hâlâ seni sıkıca sardığını sanırsın, ama bir gün birdenbire, aptalca bir şey karşısında bir çocuk gibi nedenini bilemeden ağlamaya başlarsın.
Aşk, birlikte yaşanmamış zamanları da ele geçirmek ister.
Bir telaş, bir huzursuzluk, hiçbir zaman sevgi değildir. İçinde huzursuzluk varsa, demekki hata yapılmış, yani olması gerektiği gibi gitmiyor işler. Yoksa aşkın kendisi neşeli ve gamsızdır.
Almancada Heim, "Memleket nere?" anlamında olan memleket, yurt demektir. Heimlich kendini evinde, memleketinde, yurdunda hissetmenin sıfatı iken, un ön eki olumsuzluk katmaktadır. Heidegger'e göre insan olmanın bir vasfı da kendimizi hiçbir zaman evimizde, yerimiz­de, yurdumuzda hissedemeyecek olmamızdır. Bu konuda ya­pılacak pek bir şey yoktur, çünkü hayat her şeyden önce be­lirsiz, tekinsiz ve bilinmezdir.
Reklam