Bu sabah yine metroda, aynı yerde, bana ait tabureyi açıp oturdum. (Evet, elimde taşıdığım kendi taburemle yolculuk yapıyorum.) Diğerinden daha havalı görünen fakat tam alışamadığım yeni koltuk değneğimi yanıma alıp kitabı okumaya başladım. Son 5-10 sayfa kalmıştı zaten. Bir kaç gündür bacaklarımdaki ağrılar iyice arttı. Yaklaşmakta olanın iyice yaklaştığını (protez ameliyatı)buram buram ağrı kokan gecelerin sabahında çok net hissediyorum.
Ağrılarla dolu bu duygu yoğunluğunun üstüne kitabın "bana göre" enfes sonu beni öyle bir hale getirdi ki, bunu kesinlikle kitabı okuyanlar anlayacak dedim. (ki zaten aynı kitabı okuyup yekvücut olmuyor muyuz? Farz edin kendi kendime konuşmuşum.)
-5 duraklık o yolculuk bitmesin, bari kitabı bitireyim. Sonu ölümlerle biten okuduğum son kitaplardan sonra gerçekte yaşanmış gerçek bir güzel son olsun.
Ama aynı zamanda da yolculuk hemen bitsin. Yoksa 37 yaşındaki bu orta yaşlarındaki sulu gözlü adam metronun ortasında ağlayacak.
Dayanışma, gayret, emek, ziyadesiyle hayal gücü, yer yer ümit ve kocaman bir aile sıcaklığı ile dolu (Yine bana göre) masal kıvamında bir kitabın son sayfasını kapattım. Birkaç saniye sonra benim durağımın anonsunu duydum. Yeni elime geçen ve artık kullanmayacağım koltuk değneğinin yardımıyla metrodan çıktım. Evet, aydınlık ve güneşli sabahlar doğuyor dedim. Acaba dedim. Güzel bir eser okuduğum için mi sabah böyle güzel oldu, yoksa sabah böyle güzel olduğu için mi eser çok hoşuma gitti.