"...Düşünmeyeceklerimin listesini yapıyorum."
"Neden?"
"Çünkü sahip olamayacağım ya da bir şey yapamayacağım konuları düşünmek canımı acıtıyor. Düşünmemek daha iyi geliyor."
Başparmağımı elinde gezdirdim. "Ben de listende miyim?"
Yeniden gülüp başını iki yana salladı. Saçları benimkilere sürtündü. "Düşük ihtimal." Sesi uykulu geliyordu. "Seni düşünmemeye çalışmak... Göğsüme oturmuş bir fili düşünmemeye çalışmak gibi."
Bunu düşündüm.
Snow'un beni düşünmesini.
Sırttım. "Bu bir iltifat mı değil mi, emin olamadım."
"Ben de" dedi.
"Yani düşünmüyorsun." dedim.
Keşke onu sevdiğimi hiç fark etmeseydim.
Yalnızca işkence olmuştu.
Hayatınızda en çok istediğiniz kişiyle aynı odada kalmak ateş hattında kalmak gibiydi. Sürekli sizi kendisine çekiyordu ve siz de sürekli fazla yaklaşıyordunuz. Bunun iyi olmadığını, hiçbir şey çıkmayacağını bilmenize rağmen.
Ama yine de yapıyordunuz.
Sonra ise...
Sonra yanıyordunuz.
Kendimi kaybetmeme izin vermiştim.
Sırf akıl sağlığımı korumak için. Bunu atlatmak için.
Kendimi fazla kaybettiğimde her zaman emin olduğum tek şeye tutunmuştum...
Mavi gözler.
Bronz bukleler.
Simon Snow'un yaşayan en güçlü büyücü olduğu gerçeği. Ona hiçbir şeyin zarar vermeyeceği, benim bile.
Simon Snow'un yaşadığı gerçeği.
Ve ben ona ümitsizce âşıktım.