Elinde bir arama çubuğuyla seni çağıranın Ölüm olduğunu biliyor muydun? Yoksa aslında Aşk mıydı? Ve uzun yaşamın bütün günleri her ne kadar acı ve ne kadar amaçsız olsa da sen sadakatle bağlımıydın? Yoksa onu unuttun mu ve bu mevsimler, yıllar ve ev içlerindeki saatlerin tiktakları gibi kaçınılmaz ve çaresiz bir biçimde bizi her şeyi, ama her şeyi, kendimizi bile unutmaya zorlayan bir unutuş mudur aslında?