"Malebranche şöyle der: "Bir insanın beyni sözde bilgilerle dolup kibirle şiştiğinde dikkat için harcanan emeği küçümser... Hakikate aç değilse ruhun ekmeği olan alın terini kazanmak için hiçbir zaman çabalamaz."
Düzgün ve dürüst bir insan olmadıkça hiç kimse hakikatin mabedine giremez çünkü özgür bir akla sahip olmanın yolu kişinin kendisine hükmetmesinden geçer. Diğerleri aylaklığın, tembelliğin, zevklerin ve tutkuların kölesidir ve mabede giriş iznini elde ettiğimiz zihnin saflığından yoksundurlar.
Emile Zola şöyle yazar bir kitabında: "Çalışmaya inancınız olması için yalvarıyorum. Hayatın başka bir anlamı ve var olmak için başka bir sebep yok. Gençler işlerinde dürüst ve itinalı olmalı. Hayatınızı doldurmaya yetecek kadar önemli bir iş edinelim hepimiz. İşin ne kadar mütevazı olması önemli değil, önemli olan yararlı olmasıdır. Gerçekten olduğu ve devam ettiği sürece hayatınızda bir iş olsun. Onu güzelce yaptığınızda işiniz hayatınızı sağlık ve mutluluk ile dolduracaktır. Her bir bireyin üzerine düşeni yerine getirdiği bir işinin olması ne kadar güzel ve hayranlık verici bir durumdur... Ayrıca bizi kurtaracak tek inancın harcanan bir çabanın verimliliğine duyulan inanç olduğu konusunda hiç şüphem yok."
Ancak Tolstoy buna itiraz eder: "Çalışmak mı? Ne için? Afyon, tütün ve içki üreticileri ve satıcıları, borsa simsarları, kumarbazlar, zindancılar, cellatlar çalışıyor ve tüm işçileri çalışmayı bıraktığında insanlığın kazanacağı çok bariz. Sürekli bir şeylerle meşgul olan insanların ne yaptıklarını düşünmek, sorgulamak ve yaptıkları işin faydasının olup olmadığını görmek için bir an da olsa durmaları iyi bir şey olmaz mıydı? Üniversiteden mezun olduklarında gerçek dünyaya adım atmadan önce gençlerin iyice düşünmeleri ve girmek oldukları yolun onları nereye götüreceğini bilmeleri daha da önemli değil midir? Eyleme geçmeden evvel sorgulamak, düşünmek, kıyaslamak için durmazlarsa, onlar için en iyi işin ne olduğunu nasıl bilebilirler?"