Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, Ne kapanan kapılar, Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi, Ne de turna katarı gökte.
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, Duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek, Uzaklarda bir adamın üşümesi bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması. Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme .Yalnızca gölge vermesi ağaçların, İyiliğin küfre dönmesi ayrılık. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya ,Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş , İki adımından birisi insanın sevincin kundakçısı, Hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
Şimdi anlıyor musun,
gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprak düşmesi kadar ancak,
acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin,
sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını,
kar yağdırmadığını yaz ortasında....
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!