Yasalar önünde eşitiz, tüm insanlar eşit, ama evlere girmiyor o yasalar. Evlerde geleneklere dayalı bir düzen var. O dört duvar arasında eşitlik yok. Aksine tam bir eşitsizlik var, güçlü ve güçsüz var. Güçlünün koyduğu kurala göre yaşamak zorundasın. Kaderinin yaratıcıları da gücü elinde tutanlar oluyor. Güçlüler kendilerine güzel, güçsüzlere de kötü kaderler yazıyorlar. Yani sözü edilen kader bir yerde güçsüzlere sunulan, uydurulmuş bir yalanmış gibi geliyor bana.
Binlerce kadın vardı hiçleştirilmiş; onları da düşündüm, onlar için de sızladı yüreğim. Nasıl olur da insanın bilinci, yüreği, ruhu sökülüp ayrılırdı bedeninden?... Ve zorbaca el konulurdu içi boşaltılmış kovan gibi. Sadece gölge gibi yaşar mı insan? Sadece nefes alıp vermek yaşamak mıdır? Kadın için ıstıraptan, çileden başka bir şey yok mudur bu hayatta?