"Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?"
"Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.
"Anne..."
Alçak sesle konuştum ve bu, herhalde hayata yönelttiğim en büyük suçlamaydı:
"Anne, benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım."
Hüzünle saçlarımı okşadı.
"Herkes doğması gerektiği biçimde doğar," dedi. "Sen de öyle oldun."
Uçurtma çağı, çağların en güzeliydi. Gökyüzünün her köşesi renk renk uçurtmalarla kaplı olurdu; her biçimde güzel uçurtmalarla. Gökyüzünde bir savaştır giderdi. Uçurtmların başları tokuşur, savaşlar çıkar, kementler atılır, kılıçlar savrulurdu..