İnsan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese ama onları sulamasa, çiçekleri sevdiğine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir. Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi olmaz.
Bazen hayatımızdaki sorunlardan kaçarız. Öylesine hızlı kaçıyoruzdur ki bizi asla yakalayamayacaklarını ve sonsuza dek karşımıza çıkmayacaklarını düşünürüz. Fakat hayat bu ya, bir kestirmeden aniden önümüze çıkar köşe bucak kaçtıklarımız. Öylesine hazırlıksız yakalamıştır ki bizi, ne yapacağımızı bilemeyiz. Tam karşımızda pis sırıtışıyla sıcak nefesini burnumuzda hissederiz. Belki günlerce belki aylarca hatta yıllarca kaçtığımız, yüzüne bakmaktan korktuğumuz, gözlerimizi gözlerinden kaçırdığımız o şey vücut bulmuş karşımızda dikiliyordur artık. Tanışmak istiyordur bizimle , bizim onu tanımamızı ve neden orada bizimle olduğunu anlamamızı istiyordur. Ürkek gözlerle yavaşça elimizi uzatırız ona ,tam parmak uçlarımız onun avuçlarına değicekken aniden tuz buz olur korkunç bulduğumuz duvar. Duvarı yapanda yıkanda bizizdir aslında.