Dino Buzzati ile tanışma kitabım "Tatar Çölü" oldu. Okurken ve bitirdikten sonra da küçümsediğimiz ve bazen belki de bu kadar tehlikeli bir düşman olacağı ihtimalini bile düşünmediğimiz 'eylemsizliğin' ne denli kuvvetli olduğunu, ne denli benim de hayatımı sarmak üzere olduğunu fark ettim.
Eylemsizlik, içindeyken hiçbir şey yapmıyormuş hissi yaratan ama aslında çok şey yaptığı; hayatın en keyifli, en tat verici zamanların sessizce elimizden kayıp gittiği son kertede fark edilen bir kavram olarak anlatılıyor kitapta.
Kısa süreli bir görev için gittiğini düşündüğü kaleden bir daha dönemeyen Teğmen Drago'nun hikâyesini okuyoruz. Bürokrasinin ahlâksız yüzünü (ahlâklı olan yüzü zaten pek az), kendini mutsuzluğa mahkûm etmiş insanların başkalarının da mutsuz olması için çabaladıklarını, üst-ast ilişkisi içinde sürekli bir 'kandırma' dürtüsü eşliğinde hareket edildiğini, insanın tüm bu etkenler yüzünden gençliğini hatta tüm hayatını kaybetme noktasına gelebildiğini, küçük bir kurtulma umudu ile geriye dönmeye kalktığında ise artık eski normaline uyum sağlayamayıp, yabancı kaldığını o kadar güzel anlatmış ki ...
Sanıyorum herkesin içinde belki gizli kalmış, belki aşina olmuş, belki fark edilememiş belki de fark edildiği hâlde çok geç kalınmış bir Tatar Çölü hissi vardır. Herkesin bir yerinden tutabileceği bir roman olduğunu düşünüyorum.