"... Ama diyeceksin ki, hayatında çok güldün de bu gözlerinin kenarındaki çizgiler ondan... Ağzının kenarındakiler de... Hayır azizim! Ben hiç gülmedim demem; güldüm. Güldüm ama şöyle içten, candan gülmedim."
“Sırlar kırılgandır. Çünkü taşıyan kırılgandır. Sırrın sahibi bazen canı pahasına taşır ve saklar sırrı. Ama sonra paylaştığı kişi aynı özeni göstermeyebilir. Bozuk para gibi harcayıp önüne gelene anlatabilir ya da daha bile kötüsü, unutabilir."
"Unutması neden anlatmasından kötü olsun?" "Sırlar da aşklara benzer biraz. Paylaştığın kişi, ona senin verdiğin kıymeti vermeyebilir. Sen büyüttüğün bir çiçek gibi incitmekten çekinerek ihtimamla sunarsın, karşındaki ağzının kenarıyla teşekkür edip kenara koyar mesela. O zaman anlarsın ki, emanete biçtiğin değer, senin doğurup büyüttüğün, kendi ellerinle yüklediğin hislerin toplamıymış meğer. Taptığın tanrının aslında var olmadığını öğrenmek kadar acıklı bir şey bu. Yüzleşmek istemediğin için de başkasıyla paylaşmaya korkarsın."
Hep uzaklara gitmenin, yeni bir yerde yeni bir yaşam kurmanın hayalini kurmuş babam. Fakat bu hayali gerçekleştirmek için kılını bile kıpırdatmamış. Geçim derdi, aile birliği, hayat gailesi derken, saplanıp kalmış Sultanşehri'ne. Sevmediği bir işi yaparak, gönlünün çekmediği bir kadınla, hep kaçmak istediği bir şehirde, hayatın ona karşı hiç de adil davranmadığına inanarak, inandığına bilenerek, bilendiğine ses edemeyerek kös kös yaşayıp gitmiş. Gittiği yere kadar. Bazen, o arabanın altına kazara girmediğini düşünüyorum.